Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”


sayfa1/35
t.ogren-sen.com > Edebiyat > Evraklar
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   35
3.
Orucun Fayda ve Bereketi

 يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.”

Bakara, 183

Orucun zahir ile batındaki en önemli etkisi takva ve Allah korkusudur. Oruç, gizli yapılan tek ibadettir. Namaz, hac, cihat, zekât ve humus gibi ibadetler insanlar tarafından görülürken, oruç bir başkası tarafından görülmez. Oruç, insanın iradesini kuvvetlendirir. Her kim bir ay ekmeğini, suyunu ve şehvetini kontrol ederse; başkalarının mal ve namusuna karşı da kendisini kontrol altına alabilir. Oruç, hayırseverliğin ve iyiliğin kuvvetlenmesine neden olur. Her kim bir ay açlığın tadına varmış olsa, yoksulların sıkıntısını anlayabilecek, dertlerine aşina olabilecektir. Hz. Rasulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Oruç, sabrın yarısıdır.”1

Sıradan insanların oruçları, ekmek, su ve şehevi eylemlerden uzak durmakla olur. Oysa havasa (seçkinlere) göre orucu bozan unsurlardan sakınıldığı gibi günahtan da kaçınmak zorunludur. Seçkinlerin seçkinlerine (havasül havas) göre ise oruç, bu ibadeti bozan unsur ve günahlardan sakınılmasına ilaveten kalbin Allah’tan başka her şeyden boşaltılmasıdır.2 Oruç, insanı melek sıfatlı yapar ki melekler yemek, içmek ve şehvetten uzaktırlar.3

4.
Ramazan Ayına Misafir Olma
Adap ve Görgüsü

 شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذٖى اُنْزِلَ فٖيهِ الْقُرْاٰنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدٰى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرٖيضًا اَوْ عَلٰى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ اَيَّامٍ اُخَرَ يُرٖيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرٖيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.”

Bakara, 185

Vesail’u Şia’da nakledilen tafsilatlı bir rivayette, oruç tutan kimsenin ahlaki durumu hakkında şöyle denir: “Oruçlu bir kimse, günahtan, yalandan, didişmeden, hasetten, gıybetten, hakka muhalefet etmekten, küfretmekten, atışmaktan, sinirden, alay ve zulüm etmekten, insanları azarlamaktan, gaflet etmekten, fasık kimselerle birlikte olmaktan, söz götürüp getirmekten, haram yemekten uzak durmalıdır. Namaza karşı sabırlı ve sadakatli olmalı, kıyamet gününe özel bir teveccühü olmalıdır.”4

Böyle bir misafirlikte bulunma şartı sadece açlığa tahammül etmek değildir. Hadiste şöyle der: Semavi rehberlere itaat etmekten kaçınan, şahsi ve ailevi meselelerinde eşine kaba ve acımasız davranan, bakmakla yükümlü olduklarının meşru isteklerini temin etmekten kaçınan yahut da anne ve babası kendisinden razı olmayan kimsenin orucu da kabul değildir. Bu durumdaki kimse ziyafet şartlarını yerine getirmemiştir.

Orucun her ne kadar bedende bulunan gereksiz materyalleri yok etme gibi tıbbi yararları olsa da; Ramazan ayının seher vaktinde kalkılması, ruhun nefaseti ve duaların icabet bulması başka bir şeydir. Gerçek mahrum ise, bu tür hayır ve bereketlerden yoksun kimsedir.


Mübahele Hadisesi

 فَمَنْ حَاجَّكَ فٖيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَاءَنَا وَاَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا واَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِبٖينَ 

Sana bu ilim geldikten sonra seninle bu konuda çekişenlere de ki: Geliniz, sizler ve bizler de dahil olmak üzere, siz kendi çocuklarınızı biz de kendi çocuklarımızı, siz kendi kadınlarınızı, biz de kendi kadınlarımızı çağıralım, sonra da dua edelim de Allah’tan yalancılar üzerine lânet dileyelim.”

Al’i İmran, 61

نَبْتَهِلْNebtehil” sözcüğü elleri açmak ve avuçları dua için gökyüzüne kaldırmak anlamına gelen “ibtihal” kelimesinden türemiştir. Ayet, bu sözcükten ötürü ‘mühabale ayeti’ olarak meşhur olmuştur. Mübahele yani; iki muhalif grubun ilahi dergâhta, aralarındaki batıl tarafın Allah tarafından lanete uğrayarak ve helak edilmesini Allah’tan istemesidir.5

Şia-Sünni tefsirleri ile bazı hadis ve tarih kitaplarında onuncu hicri yılda Hz. Peygamber (s.a.a) tarafından İslam dinini tebliğ etmek üzere bazı memurların Yemen’in Necran bölgesine gönderildiği yazar. Necran Hıristiyanları da kendilerinden bir heyeti Hz. Peygamber (s.a.a) ile görüşmek için Medine’ye gönderir. Hz. Peygamber (s.a.a) ile Necran Hıristiyanları arasında geçen münazaradan sonra onlar yine bahane getirmeye çalışırlar ve İslam’ın hakkaniyetini izhar etme hususunda kuşkulu yaklaşırlar. Bundan sonra Hz. Peygamber’e (s.a.a) hitaben şu mazmunda ayet nazil olur: Seninle bu hususta çekişip hakkı kabul etmeye yanaşmayanlara şunları söyle: Geliniz! Çocuklarımızı, kadınlarımızı ve kendimizi davet edelim. Allah’a ellerimizi açıp huşu içinde yalancıların ve yalana sarılmışların üzerine her türlü laneti göndermesi için yalvarıp yakaralım. Böylelikle kimin yolu batıl ise belli olsun. Bu vesileyle de aramızdaki münakaşa ve çekişme de son bulsun.

Necran Hıristiyanları heyeti, Hz. Peygamber’in (s.a.a) mübahele önerisini duydukları anda birbirlerine bakıp, şaşırıp kalırlar. Onlar bu hususta düşünüp, istişare etmek için vakit isterler. Necran Hıristiyanlarının büyüğü, heyetine: “Müslümanların önerilerini kabul edin. Eğer Peygamberleri bir toplulukla birlikte tumturaklı bir hâl ile geldiyse korkmayın ve biliniz ki; size bundan dolayı bir zarar gelmeyecek. Eğer meydana sayılı kişilerle gelirse, mübahele etmekten sakının ve onlarla anlaşmaya varın” der.

Mübahele günü Hz. Peygamber’in (s.a.a) yanında iki çocuk, bir kadın ve bir genç erkekle birlikte meydana geldiğini gördüler. O iki çocuk İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin, (a.s), genç erkek İmam Ali bin Ebu Talib (a.s), kadın ise Hz. Peygamber’in (s.a.a) kızı Fatıma’ydı (s.a).

Necran Hıristiyanlarının rahibi : “Ben öyle çehreler görüyorum ki; onlar eğer Allah’tan bir dağın yerinden kopup harekete gelmesini isteseler, dağ parça parça kopup gelecektir. Eğer bu insanlar lanet etseler, yeryüzünde bir tek Hıristiyan kalmaz” der. Bu yüzden mübaheleden çekilerek, anlaşmaya hazır olduklarını duyururlar. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Beni hak peygamberi olarak gönderene and olsun ki; eğer mübahele gerçekleşmiş olsaydı, o vadi onların üzerine ateş yağdırırdı.”6

Bu hadise Şia tefsirlerinin yanı sıra Ehl-i Sünnet’in muteber kitaplarında da yerini almıştır.7

Allame Tabatabai tefsir kitabında, mübahale vakıasını, 51 sahabenin aynı bağlamda ve birbiriyle ittifak ederek naklettiklerini belirtir.8

İhkaku’l Hak’ kitabında da bu hususta Ehl-i Sünnet’in altmış büyüğünün ismi beyan edilerek şöyle söylenir: “Bu ayet Hz. Peygamber (s.a.a) ve O’nun Ehl-i Beyt’inin azameti hakkındadır.”9

Mübahele günü Zi’l Hicce ayının 24 ya da 25. günü vuku bulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.a), şimdilerde Medine yerleşimi içinde olan ancak o zamanlar Medine dışında yer alan bir mahallede bulunuyordu. Daha sonra mübahele hadisesinin olduğu yere “İcabet Mescidi’ adında bir camii inşa edilmiştir. Bu mescid ile Peygamber’in (s.a.a) mescidi arasındaki mesafe yaklaşık iki kilometredir. İlahi! Bize dünyada ziyaretini ve kıyamette de şefaatini nasip eyle…

Tefsiru’l Mizan’ın rivayetine göre mübaheleye davet, sadece Hıristiyanları içermiyordu. Hz. Peygamber (s.a.a) Yahudileri de mübaheleye davet etmiş idi.

Mübahele Hz. Peygamber (s.a.a)’in zamanına has bir durumda değildi. Bazı rivayetlere göre müminler de mübahele yapabilirler. İmam Cafer Sadık (a.s) bu hususta bir takım düsturlar buyurmuşlardır.10

Hz. Peygamber (s.a.a) şahsen de yalancıların üzerine lanet edebilirdi. Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (s.a), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (a.s)’a gerek de kalmayabilirdi. Ancak Allah ve Resulü böyle bir hadiseyle; bu kimselerin hakka ve hedefe davette Hz. Peygamber (s.a.a)’in ortakları ve yardımcıları olduğunu anlatmış oldular. Böylelikle onların tehlikeleri kendisiyle birlikte karşılayacakları ve misyonunu sürdüren kimseler oldukları algılanması sağlanmıştır.

Soru: Bu macerada kadın olarak sadece Hz. Fatıma (s.a) bulunmaktaydı. Peki, neden çoğul olarak ‘kadınlarımız’ kelimesi kullanılmıştır?

Cevap: Kur’an’ı Kerim birçok konuda tekil kimseden bahsederken çoğul ifade kullanmıştır. Al’i İmran suresi 181. ayet-i kerimede bir şahsın hakaret ederek şöyle dediğini nakleder: “Gerçekten Allah fakir, biz ise zenginiz diyenlerin sözünü, and olsun ki Allah işitmiştir.” (Âl-i İmran/181) Bu sözü söyleyen tek kişi olmasına rağmen, çoğul bir ifade kullanılmıştır. İlaveten Kur’an’ı Kerim, Hz. İbrahim (a.s)’in tek kişi olmasına rağmen ‘tek başına bir ümmet’ olduğunu buyurur.

10.
En İyi Ümmet

 كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ 

Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.”

Al’i İmran, 110

Bu ayet-i kerimede genel aşamalarla ‘iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaya’ işaret edilmektedir. İşaret edilen bu konu şu detay ve şartları kapsamaktadır:

1 – En iyi ümmet olmak söz ve sloganla olmaz. İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak imanla olur: “…Allah’a inanırsınız…”

2 – Ümmette hareketsizlik ve korku, hayır değildir: “…en hayırlı ümmetsiniz… kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız…”

3 – İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma eylemi o denli önemlidir ki; en hayırlı ümmet olma ölçüsü sayılmıştır: “…en hayırlı ümmetsiniz…”

4 – İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak ancak Müslümanların bir ümmet şekline geldiğinde gerçekleşebilir. Diğer bir ifadeyle ümmetin hâkimiyeti olmalıdır: “…en hayırlı ümmetsiniz…”

5 – Müslümanlar, tüm beşeri toplumların ıslah olmasıyla mesuldür: “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış…”

6 – Fesatla mücadele etmeksizin, iyilikleri tavsiye etmek çok az bir netice alınmasını sağlar: “… iyiliği emreder; kötülükten meneder…”

7 – Ümmetten herbir birey iyiliği emretmeli ve kötülükten sakındırmalıdır. Dokuz yaşındaki bir kız, cumhurbaşkanına iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma hakkına sahiptir: “… iyiliği emreder; kötülükten meneder…”

8 – İyiliği emretmede; yaş, bölge, ırk, tahsil, ekonomik ve toplumsal başarının rolü yoktur: “…en hayırlı ümmet… emrederler…yasaklarlar…”

9 – Müslümanlar kudret ve otorite ile iyiliği emretmeli ve kötülükten sakındırmalıdır, zayıflıkla ve iltimas ederek değil: “… emrederler…”

10 – İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmaktan mukaddem ve önceliklidir: “…emrederler…men ederler…”

11 – Emretmek ve men etmek ancak iman esasına dayandığında etkili olacaktır. “…emrederler… men ederler… Allah’a inanırsınız…”

11.
Rivayetlerde Şehadet ve Şehit

 وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذٖينَ قُتِلُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اَمْوَاتًا بَلْ اَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ 

Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.”

Al’i İmran, 169

Biz Kur’an esasına göre şehitleri diri bilir ve İslam yolunun şehitlerine özellikle de Kerbela şehitlerine selam eder, onlarla konuşur ve tevessül ederiz. Ebu Süfyan, Uhud Savaşının sonunda yüksek sesle şöyle bağırmaktaydı: “Uhud’daki bu yetmiş Müslüman ölüsü, Bedir savaşındaki yetmiş ölümüzün bedelidir.” Hz. Peygamber (s.a.a) ise ona şöyle buyurdular: “Bizim ölülerimiz cennet sakinleridir. Sizin ölüleriniz ise ancak cehennemdeler...”11

1 – Rivayetlerde Allah’ın şehitlere has yedi özellik bahşettiği nakledilmiştir. Şehitten düşen ilk kan damlası, tüm günahlarının affedilmesini sağlar. Şehit, başını hurinin eteğine koyar, cennet elbiseleriyle süslenir, en hoş kokularla arındırılır, cennette kendisine sunulacak makamını müşahede eder, tüm cennette gezinebilme serbestisi edinir, perdeler kalkar ve Allah’ın veçhini seyreder.12

2 – Hz. Peygamber (s.a.a) bir şahsın şöyle bir duada bulunduğuna tanık olur: “Allahım senden istenilen en güzel şeyi bana bağışla.” Hz. Peygamber işittiği bu duadan sonra şöyle buyurmuştur: “Eğer onun duası kabul olursa, Allah yolunda şehit olacaktır.”13

3 – Bir diğer rivayette ise şöyle buyrulmuştur: “Her iyiden daha yüksek iyi vardır. Ancak şehadet böyle değildir. Bir şahıs şehit olduğunda, ondan daha hayırlısı tasavvur edilemez.”14

4 – Kıyamet gününde şehidin şefaat makamı vardır.15

5 – İmam Cafer Sadık’dan (a.s) rivayet edilmiştir: ‘Kıyamet gününde şehide sürçmeleri ve hataları gösterilmeyecektir.’16

6 – Şehitlikte ilk sıra, ilk hamleyi yapan ve düşman hattını yaranlarındır. Onların makamları daha yüksektir.17

7 – Mücahitler, cennete özel bir kapıdan gireceklerdir.18 Herkesten önce cennete onlar gireceklerdir.19 Cennette özel makamlara sahip olacaklardır.20

8 – Dünyaya tekrar dönüp şehit olmak isteyen sadece şehitlerdir.21

9 – En üstün ve en iyi ölüm, şehadettir.22

10 – Allah katında hiçbir damla kan, ilahi yolda dökülmüş olandan daha beğenilir ve sevimli değildir.23

11 – Şehit elinde silah, üzerinde savaş elbisesi ve hoş kokusuyla kıyamet sahnesine gelir ve melekler ona selam ederler.24

12 – İmamlarımız şehid olmuşlardır. Peygamberlerden ve ilahi rehberlerden birçoğu da şehid olmuştur. “Nice peygamberler beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar…”25 “… Bu musibetler (onların başına), Allah’ın ayetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi…”26

13 – Hz. Ali (a.s) şahsına münhasır onca faziletine rağmen sadece şehadet perdesini araladığında şöyle buyurmuştur: “And olsun Kâbe’nin Rabbine, kurtuldum!’. Hz. Ali (a.s) ilk iman eden kimse, Hz. Peygamber (s.a.a)’in ölüm yatağına yatan, O’nunla kardeş olan, Peygamber’in (s.a.a) mescidine evinin kapısı açılan yegane kişi, İmamların babası ve Hz. Zehra’nın (selamullahi aleyha) kocasıdır. O’nun Hendek Savaşındaki darbesi, tüm insan ve cinlerin ibadetlerinden üstündür. Ulaştığı tüm faziletlerde ve kimsenin yapamadığını yaptığı işlerinde dahi yukarıda zikredilen ‘kurtuldum’ ifadesini kullanmamıştır.

14 – Hz. Ali (a.s) buyurdular: “Ebu Talib’in oğlunun canını elinde tutan Allah’a and olsun ki; Allah yolunda bin kılıç darbesine tahammül etmek, yatakta ölmekten daha kolaydır.”27

15 – Hz. Ali (a.s), Hz. Peygamber’den (s.a.a) ileride şehid olacağı müjdesini alana kadar, Uhud savaşında şehid olamadığı için üzüntülü bir haldeydi.

16 – Şehid Mutahhari ‘Hüseyni Hamaset’ adlı kitabında şöyle yazar: “Cömert bir kimse, sanatçı ve âlim; varlığından bir parça olan malını, sanatını ve ilmini ölümsüz kılar. Ancak şehid tüm varlığını ölümsüz kılar.”28

17 – Hayvanlar âleminde ölmüş bir koyun değersizdir. Ancak kıbleye döndürülmüş ve Allah’ın ismiyle kesilmiş olanın bir kıymeti vardır.

18 – Bir âmâ görme mefhumunu ve bunun manasını idrak edemediği gibi, dünyada yaşayanlar da şehitlerin hayatlarını derk edemezler.

19 – Allah yolunda infak etmek (bire karşı) yedi yüz katına ve daha fazlasına tekabül ediyorsa; Allah yolunda can ve kan vermenin değeri kim bilir nasıldır?

12.
Vakti Belirlenmiş Evlilik (Muta)

 
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   35

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” iconEy iman edenler! Allah’ı çok zikredin”

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” icon"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun."1

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” icon"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” icon"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” iconEy iman edenler! Allah’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslüman olarak ölün.”

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” icon"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi (cehennem) ateşinden koruyun....

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” icon"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi (cehennem) ateşinden koruyun....

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” icon“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah...

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” iconFakat ne onlar bu nisbetlerinden dolayı övünmüş veya yerinmiş, ne...

Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” iconBugünlerde hep, yıllar önce gördüğüm bir kâbusu hatırlıyorum. 1960'lardaydı....


Tıp




© 2000-2018
kişileri
t.ogren-sen.com