Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ


t.ogren-sen.com > Edebiyat > Araştirma
BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİ

ARAŞTIRMA ÖNERİSİ

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARDA DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNUN YAYGINLIĞI

Melike Kamat 161004913

Nurdan Merve Doğan 161004906

Demet İpek 161004905

DERS ÖDEVİ

Prof.Dr.Niyazi Karasar

İstanbul

MÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi

Mayıs 2017

İÇİNDEKİLER

BÖLÜM

1.GİRİŞ

Problem…………………………………………………….

Amaç……………………………………………………….

Önem……………………………………………………….

Varsayımlar………………………………………………...

Sınırlılıklar…………………………………………………

Tanımlar……………………………………………………

2.YÖNTEM

Araştırma Modeli………………………………………….

Evren ve Örneklem ……………………………………….

Veriler ve Toplanması…………………………………….

Verilerin Çözümlenmesi ve Toplanması………………….

Süre ve Olanaklar…………………………………………

3.KAYNAKÇA…………………………………………..

1.BÖLÜM:

Giriş:

1.1)Problem: Bilimsel bilginin ilk üç basamağı, “güçlüğün hissedilmesi”, “problemin tanımlanması” ve  “çözümün kestirilmesi” olarak düşünülebilir. Buna göre araştırma problemi, bir araştırma önerisinde olması gereken öğelerden biridir. Bir araştırma raporunun giriş bölümünde yer alan problem, amaç (hipotez; denence veya soru cümleleri), önem, varsayımlar (sayıltılar), sınırlılıklar ve tanımlardır ( Karasar, 2005:54).

Karasar (2005: 54), problemi giderilmek istenen her bir güçlük olarak tanımlamaktadır. Buna göre ancak insana fiziksel veya zihinsel yönden rahatsızlık veren sezgilerin hissedilmesinden sonra o problemi çözme isteği doğar. Araştırmacı bu amaca ulaşmak için problemi yaratan nedenleri araştırır, durumu aydınlatır ve problemin giderilmesi için karar dayanakları hazırlar.   Ripple’ye göre (1967), araştırma açısından herhangi bir durumun problem olarak kabul edilebilmesi için en az iki koşulu karşılaması gerekir: Bunlar kararsızlık durumu ile birden çok olası çözüm yoludur (Akt. Karasar, 2005: 54).

ARAŞTIRMA KONUSUYLA İLGİLİ YAPILMIŞ ÇALIŞMALAR:

Bakar, Soysal, Kiriş, Şahin, Karakaş (2005) tarafından yapılan araştırmanın

Amacı: Bu çalışmada, kontrollü koşullar altında, yeteri sayıdaki DEHB olgusu ve bunlarla eşleşmiş sağlıklı denekten elde edilen WISC-R puanları analiz edilmektedir. Çalışma çok merkezli bir proje olarak gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.

Klinik örneklemi DSM-IV kriterlerine göre DEHB tanısı alan 6-16 yaş grubunda 105 erkek olgu oluşturmuştur. Kontrol grubunu ise DEHB grubuyla eşleşmiş 90 denek oluşturmuştur.3 psikolog tarafından, deneklere bireysel olarak uygulanmıştır.

DEHB sıklıkla çocukluk çağı bozukluğu olarak bilinmesine rağmen gelişimsel bir nitelik taşımakta; çocukluk ve ergenlik döneminden sonra yetişkinlikte de devam edebilmektedir.(Barkley ve ark. 1990, Biederman ve ark. 1996, Tannock 1998). DEHB’nin görülüş sıklığı genel okul nüfusunun %5-20’si gibi oldukça yüksek bir orandır. Erkek çocuklara göre kızlarda yaklaşık 2:1 ile 10:1 oranında fazla gözlenmektedir. (Bhaita ve ark.1991, Kuntsi ve ark.2001, Schachar 1991).

DEHB’nin nedenlerine ilişkin yapılan birçok çalışma sonucunda, bozuklukta psikososyal, biyolojik, genetik ve ailesel etmenlerin önemli rol oynadığı ileri sürülmektedir.(Franke 1996, Grice ve ark. 1994, Shekim ve ark. 1990). Günümüzde yaygın olan görüş DEHB’nin genetik ve çevresel etmenlerle

belirlenen, biyolojik temele dayanan bir işlevsel bozukluk olduğudur. (Erdoğan 2002, Grice ve ark. 1994). DEHB’nin biyolojik temelini ele alan açıklamaların beyni yapısal ve işlevsel açıdan incelemeye tabi tutulmuştur. (Casey ve ark. 1997, Filipek ve ark. 1997, Rubia ve ark. 1999).

DEHB’nin bu sendromatik yapısı; DEHB türlerinin belirlenmesi, bunların sayısı ve niteliği konularındaki tartışmalar özellikle son yıllarda birçok araştırmacının DEHB konusuna eğilmesine yol açmıştır. Hastalığın doğasını anlamak ve tanı koyma kriterlerini belirlemek amacıyla planlanan bu çalışmalarda en yaygın kullanılan ölçme aracı ise Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği-Geliştirilmiş Formu (Wechler İntelligence Scale for Children-REvised: WISC-R) olmuştur.

Sonuç olarak, frontal lob ve özellikle de prefrontal bölge ve yönetici işlevler DEHB’de önemlidir.Buna karşın, frontal bölge hasarlarının zeka testleri ile gösterilmesi, bilateral frontal lobektomi vakasında bile mümkün olamamıştır.Frontal bölge hasarı olan bir hastanın zeka bölümü normal olarak belirlenebilmiştir(Hebb 1945). Milner(2003), dorsolateral frontal lobektomi olan bir hastanın toplam zeka bölümümnün sadece 7.2 puan düştüğünü ve ameliyat sonrasında da normal sınırlar içerisinde yer aldığını belirtmiştir.Damasio ve Anderson (1993) vasküler durumlar veya ameliyatla tümörleri çıkartılmış vebtromedikal ve dorsolateral frontal lezyonları olan 10 hastayı Wechsler Yetişkinler İçin Zeka Ölçeği- Gözden Geçirilmiş Formu(Wechsler Adult İntelligence Scale-Revised, WAIS-R) kullanarak değerlendirmiştir.Çalışmada, bilişsel yetenek gerektiren çeşitli görevlerde hastaların perseveratif davranış örüntüler sergiledikleri gözlemlenmiştir.Bu gözlem psikometrik değerlendirme aracı olarak zeka testinin frontal lob hasarlarına, bir başka deyişle yönetici işlevlere karşı duyarlı olmadığını göstermektedir. Bir prefrontal korteks hasarının kuvvetle muhtemel olduğu DEHB’de bozulma ya da normalden sapmaların sadece zeka testleriyle değerlendirilemeyeceği açıktır.

Aydın, Diler, Yurdagül, Uğuz, Şeydaoğlu (2006) tarafından yapılan araştırmanın

Amacı: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı çocukların ebeveynlerinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu sıklığının araştırmak.

Yöntem: 69 Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu hastasına K-SADS, ebeveynlerine Wender Utah Derecelendirme Ölçeği uygulandı. Kontrol grubuna da aynı ölçekler uygulandı.Sürekli değişkenlerin analizinde student t testi, Mann Whitney U testi, kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanılmıştır.

DEHB, genetik geçişi olan bir bozukluk olarak tanımlanmaktadır. Son yıllardaki çalışmalarda çocuklardaki yaygınlığı %3-9 olarak bildirilmiştir.(Larrson 2004). Bazı çalışmalarda DEHB’nin ailesel ve ailesel olmayam tiplerinin bulunduğu, ailesel tipin daha çok genetik nedenlerle ilişkili olduğu bildirilmektedir (Martin ve Scourfield 2002). DEHB’nin aileselliği moleküler genetik çalışmaların sonucuylada gösterilmiştir. (Donelly 2002, Bradley ve Golden 2001).

Çocukluk döneminde başlayan DEHB &30-70 oranında erişkinlik döneminde de devam etmektedir.(Larrson 2004) DEHB’nin erişkinlikteki riskini arttıran

faktörler, ailede DEHB öyküsü, eşlik eden davranım bozukluğu, duygu durum bozukluğuve anksiyete bozukluğun varlığıdır. Bu konuda yapılan bir araştırmada bu hastaların dokuz yıl sonra %31’inde, onyedi yıl sonraki izlemde &8’inde DEHB kriterlerinin karşılandığı gösterilmiştir. Fakat son yıllarda ki çalışmalar ise kişilerin bildirdiğinden daha fazla DEHB oranına rastlandığını bildirmektedir.(Murphy ve Schachar 2000). Larrson ve Steinhausen(2003), yaptıkları çalışmada çocukluktan erken ergen dönemine kadar bulgulardaki değişimin genetik etkenler tarafından belirlendiğini fakat aynı zamanda bu dönemdeki çevresel etkenlerden de etkilendiğini göstermiştir.

Bu çalışmanın amacı DEHB tanısı alan çocukların ebeveynlerine DEHB sıklığını araştırmaktır. DEHB tanılı çocukların ebeveynlerinde geçmişte ve şu anda daha yüksek oranda DEHB semptomlarının olacağı, WUDÖ’nün DEHB semptonlarının değerlendirilmesinde yardımcı bir araç olarak kullanılabileceği düşünüldü.

Öner, Aysev, Dikmer (2015) tarafından yapılan araştırma

Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) okul öncesi

dönem ve okul çağı çocuklarında belirgin hale gelen bir bozukluktur.

Çocuğunuz çok hareketli olmasa da DEHB olabilir mi?

“Hiperaktivite”, aşırı hareketlilik anlamına gelmektedir; ancak bu terim DEHB olan çocukların tümünü iyi anlatan bir terim değildir, çünkü hiperaktivite olmadan da DEHB olabilir. Bazı çocuklarda en belirgin şikayet dikkat süresinin çok kısa olmasıdır. Yani DEHB olan çocukların bir kısmında aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ile ilgili belirtiler ön plandayken bir kısmında dikkatsizlik ile ilgili şikayetler ön plandadır. Önemli bir kısmında ise her iki gruptan şikayetler bir arada görülür. (Dr.Heinrich Hoffman, “Rahat Duramayan Philip’in Hikaye

si” adlı kitabından alıntı).Belirtileri üzerinde durmuştur.

ARAŞTIRMA PROBLEMİ: İstanbul ilinde okul çağı çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun yaygınlığı. (Görülüş sıklığı)

ARAŞTIRMA PROBLEMİNE BENZER ARAŞTIRMALAR:

Turgut Özal Tıp Merkezi Dergisi 5(2,3) 1998

Özcan, Eğri, Kutlu, Yakıncı, Karabiber (1998) tarafından yapılan araştırmaya göre Malatya il merkezindeki okul çağı çocuklarında DEHB’nin yaygınlığını araştırmak üzere yapılan bu çalışmaya 3002 ilkokul öğrencisi alınmıştır. Sınıf öğretmenlerinin anket formunda dikkat eksikliği, huzursuzluğu ve yerinde duramaması olduğunu belirttiği öğrencilerden %10 sistematik örnekleme yöntemiyle belirlenen 43 öğrenci klinik olarak değerlendirilmiştir. DEHB yaygnlığı örneklemimizde %9.5 olarak bulunmuştur. DEHB tanısı konulanlar içeri-sinde erkek/kız oranı 2.75’tir.

DEHB temel özelliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresini kısalığı, engellemeye yönelik denetim eksikliği nedeniyle davranışlarda ya da bilişte ortaya çıkan ataklık ve huzursuzluktur. Bunun sonucu olarak çocukta gelişimsel olarak uygunsuz dikkatsizlik ya da aşırı hareketlilik ve ataklık vardır. Başlangıcı genellikle 3 yaş dolaylarında olmakla birlikte, tanı düzenli öğrenim için gerekli dikkat süresi ve yoğunlaşmanın gelişmesinin beklendiği ilkokul yıllarında konmaktadır.

DSM-IV tanı ölçütlerine göre tanı konulabilmesi için bozukluğun en az altı aydan beri sürüyor olması, semptomların en az iki ortamda ortaya çıkıyor olması, bozukluğun 7 yaşından önce başlaması ve akademik veya toplumsal işlevselliği bozuyor olması gerekir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde bildirilen sıklık rakamları %2 ile %20 arasında değişmekle birlikte ergenlik öncesi ilkokul çocuklarında %3-5 arasında görüldüğü tahmin edilmektedir. İngiltere’de sıklığının %1’in altında olduğu bildirilmektedir. Erkeklerde kızlardan 3-5 kat fazla görülmektedir. Bozukluk icin ilk çocuğu olan erkeklerde daha yaygındır.

DEHB’un yaygınlığı ile ilgili araştırma sonuçları, özellikle olguların tanımlanmasına bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Pediatri örnekleminde %2-11.2, geniş ölçekli alan çalışmalarında ise %6-0 olarak bildirilmiştir. DSM kitapçıklarında sıklığı %3-5 olarak öngörülmekte, bu konuda ergenler ve erişkinlerdeki bilgilerin sınırlı olduğu belirtilmektedir. Fakat bu bilgi deneysel bir veri olmayıp, klinik deneyimlere bir veri olmayıp, klinik deneyimlere dayalıdır. Derecelendirilmiş ölçeklere dayalı araştırmalarda %19 gibi yüksek oranlar elde edilmektedir.

Bu çalışma Malatya il merkezinde 7-11 yaş grubundaki ilkokul öğrencilerinde DEHB’nun yaygınlığının ortaya konulması amacı ile yapılmıştır.

Kayaalp (2006) tarafından yapılan araştırmanın amacı;

Dikkat, konsantrasyon, hareketlilik ve dürtü kontrolü alanlarındaki sorunlarla karakterize olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocukluk çağının en sık görülen psikiyatrik bozukluklarındandır. Tedavi edildiği zaman sağlanan belirgin dü- zelme, tedavi edilmediğinde psikiyatrik ve sosyal sorunlara yol açması, zaman ilerledikçe hastalığın tanınmışlığının artmasına rağmen etiyoloji ve patofi zyoloji hakkındaki kısıtlı bilgiler hastalığa olan ilgiyi artırmaktadır. DEHB ilk olarak, 1902 yılında George Still’in İngiltere’deki bir konuşması sırasında, aşırı hareketli, konsantre olamayan, öğrenme güçlükleri ve davranım sorunları göste-ren çocuklarda “ahlaki kontrolün ileri düzeyde yetersizliği” olarak tanımlanmıştır. 1930’lar-da benzer özellikler gösteren çocuklar “organik dürtüsellik” olarak tanımlanmış ve psikostimulanların ilk denemeleri 1937’de Charles Bradley tarafından uygulanmıştır. Son 30 yıla kadar DEHB iyi tanımlanmamış, son üç dekadda bu konudaki bilimsel bildirilerde yoğun artış olmuştur. I. Dünya savaşında ensafalitis laterjika salgınından sonra, bir kısım çocuk ve ergenlerde aşırı hareketlilik, koordinasyon bozukluğu, öğrenme güçlüğü, dürtü denetim sorunları ve agresyonla karekterize postensefalitik davranışsal sendrom tanımlanmıştır. 1947 yılında Strauss ve arkadaşları aşırı hareketlilik, şaşkınlık, dürtüsellik, perseverasyon ve bilişsel yetersizliği olan çocuklarda sonradan gösterilemeyen beyin hasarı olduğunu belirtmişler ve bu durumu “Minimal Beyin Zedelenmesi Sendromu” olarak adlandırmışlardır. 1960’larda belirlenmiş nörolojik bozukluğu bulunmayan bu grup çocuk için “minimal beyin disfonksiyonu” tanımı kullanılmıştır.

1.2)Amaç:

Araştırmanın amacı, iyi tanımlanmış bir problem ifadesinde saklı olmakla birlikte, her türlü yanlış anlamayı önleyecek açıklıkta, ayrı bir alt bölümde verilir.

Araştırma probleminin en somutlaştığı yer amaçlardır. Amaçlar, ‘’Ne? Nasıl? Ve Niçin? Gibi sorularla ilgili olup, aydınlatılmak istenen değişkenleri ve değişkenler arasındaki ilişkileri sorgulama yeri ve ifadeleridir. Ayrıca, amaçlar iyi hazırlanmış araştırma başlığının da bir açılımıdır. (Lin, 1976: 134-135).

Araştırma, temelde, sistemli soru sorma ve cevap arama sürecidir. İyi soru sorabilmek ya da sınanmak üzere denence geliştirebilmek, onları cevaplamak ya da sınamaktan daha zordur.

Elde edilen veriler, sorulan soru ve denence ile doğrudan ilgilidir. Bunlar, tek bir obje, durum vb. için olabileceği gibi değişkenler arası ilişkilerinin sorgulanması şeklinde de olabilir. Bunlardan her biri, bilimin anlamını, açıklama ve kontrol olarak ifade edilen temel amaçlarına ve işlevlerine paralel arayışlardır (Runkel & McGrath, 1972:2, 27-29).

Araştırmanın amaç altbölümü, araştırmacının karşılaşılan problemin çözümünü etkilediği ve bu nedenle aydınlatılması gerektiğini düşündüğü değişkenleri, tek tek ya da ilişkiler düzeni içinde, sorgulayıcı niteliklerdir. Bir başka deyişle, bunlar, araştırmacının problem çözümünde kara dayanağı olarak yararlanmayı planladığı verileri davet eden ifadelerdir.

Araştırmada amaç iki düzeyde ifade edilir. Birincisi, genel amaç olup giriş cümlesi niteliğindedir; Örneğin,’ Türkiye de okullaşma durumunun bugünkü düzeyini belirlemek’ gibi. Ancak bu genel amaç daha ayrıntılı alt amaçlara dönüştürülmedikçe kişileri farklı beklentilere sokar. İkinci düzeyde, hangi değişkenler üzerinden hangi verilerin toplanacağını belirleyen amaçlar yer alır; örneğin, ‘Cinsiyete, yerleşim yerlerine, bölgelere, yaşa ve yıllara göre okullaşma oranları nedir?’ gibi. Bu tür sorular olmadan ‘okullaşma durumu’ denince hangi verilerin toplanacağı konusunda ortak bir beklenti oluşturulamaz(Akt. Karasar, 2016: 96-97).

Sorular:

DEHB görülme sıklığı nedir?

DEHB sadece çocuklarda mı görülür?

DEHB hangi cinsiyette daha çok görülür?

DEHB tanısı nasıl konulur?

Kötü anne babalık DEHB’e neden olur mu?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite aynı şey midir?

DEHB’nin türleri nelerdir?

DEHB bir rahatsızlık mıdır?

DEHB nedenleri nelerdir?

DEHB nedir? Belirtileri nelerdir? Tedavisi nasıl olur?

DEHB’E eşlik eden durumlar neler olabilir?

Hipotez:

Ailelerin eğitimsiz olması dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu etkiler.

1.3)Önem:

Karasar’a göre, Araştırmanın amacı için belirlenip toplanan verilerin hangi kuramsal ya da pratik sorunun çözümünde kullanılabileceğinin açıklanması, araştırmanın önemini ifade eder.Bir başka deyişle, araştırmanın önemi, soruların niçin cevaplandırılmak istendiği, denencelerin niçin sınanmak istendiği sorularının cevabında saklıdır.

DEHB aşırı hareketlilik, kısa dikkat süresi ve ataklıkla karakterize edilmiş bir bozukluktur.DEHB çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları bölümlerine yapılan başvuruların en sık nedenlerinden biridir.Okulöncesi çocuklukta başlayıp yetişkin yaşamda da değişik bulgularda seyredebilen süreğen bir bozukluktur.Tedavi edilmediği taktirde, belirtileri çocuğun eğitim ve yaşantının hemen her alanını olumsuz etkilemekte, yoğun ruhsal, sosyal ve okul sorunları ortaya çıkmaktadır.

1.4)Varsayımlar:

Karasar’a(2016) göre, Araştırmada, bazı başlangıç noktalarının, ayrıca sorgulanmasına gerek görülmeden, önceden ‘’doğru’’ kabul edilmesi gerekebilir. Bu kabule, varsayım (sayıtlı, faraziye, ‘assumption’) ya da ‘ön kabul’ denir. Bir başka anlatımla varsayım, ‘’deneyle kanıtlanmamış olmakla birlikte, kanıtlanabileceği umulan kuramsal düşünü’’ ya da varmış ve gerçekmiş gibi kabul edilerek bir şeyde dayanak olarak kullanılan’’, ‘bir olayı açıklamada yararlanılan ilke’’ dir.

Yapılan testler sonucu ailelerin verdikleri cevapların doğru ve içten olduğunu varsayarsak erken teşhiste bu bozukluğun en düşük düzeyde yaşanabileceği saptanmıştır.(Anket soruları ona göre hazırlanmıştır.)

1.5)Sınırlılıklar:

Karasar’a (2016) göre, Araştırmada zorunlu ve tercihli sınırlıklar vardır. Araştırmacının ideal gördüğü ve normal olarak yapmak isteyip de çeşitli nedenlerle vazgeçmek zorunda kaldığı şeyler araştırmanın birinci tür sınırlılıklarındadır. Bunlar, ‘’uygun’’ görülen koşullardan zorunlu ‘’sapma’’ anlamına gelir. Bu zorunluluklar, bazen araştırmacının kendi yeterliliklerinden ve çoğu zaman da kendi kontrolü ve etki alanı dışında kalan ya da fayda-maliyet açısından pratik olmayan durumlardan kaynaklanır. Tercihli sınırlılıklar, problem alanında, başvurulan veri kaynaklarında ve izlenen süreçte araştırmacının kendi uygun gördüğü sınırlamalardır. Bunlar, kapsam ve süreç sınırlıkları olarak da algılanabilir.

Sadece İstanbul’da ilkokul çağı çocuklar.

50 çocuk sınırlılık olarak ele alınmıştır.

1.6)Tanımlar:

Karasar’a göre, araştırma planlanırken belki ilk yapılacak işlerden biri araştırmada kullanılan terimlerin anlam yüklerinin açıklığa kavuşturulmasıdır. Bu amaçla, bir takım soyut kavramlara ortak anlam verilmeye çalışılır.

A.Dikkat Eksikliği Bozukluğu: Kişinin organize olmada güçlük çekmesi, dikkatinin kolay dağılması, konsantre olmada güçlük çekmesi olarak tanımlanabilir.

B.Hiperaktivite – Dürtüsellik: Hareketli, aceleci, çok konuşkan olma durumudur.

C.Bileşik Tip (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu): Her iki rahatsızlığın da belirtilerinin görüldüğü tiptir.

2.BÖLÜM:

YÖNTEM

2.1)Araştırma Modeli: Bir kimsenin tanık olduğu bir olayı anlatırken gereksiz ayrıntılara girmeden onu amaca uygun olarak özetleyecek formüller simgeler bulma çabasına model denir (Karasar,1984,79).Mimarın bina için maket yapması, matematikçinin problem çözmek için formül geliştirmesi modele örnek olarak verilebilir. Araştırma modeli ise bir araştırmanın amacına uygun ve ekonomik olarak verilerin toplanması, çözümlenebilmesi için gerekli koşulları düzenlemeye denir (Karasar,1984,79).Koşulların düzenlenmesinde iki yaklaşım(model) vardır(Karasar,1984,79):Tarama modeli ve deneme modeli. Bu temel yaklaşımlar araştırıcı tarafından amaca ve içinde bulunulan duruma göre kullanılmalıdır.

Tarama Modeli:

Karasar’a (2016) göre, Geçmişte ya da o anda var olan bir durumu var olduğu şekliyle betimlemeyen, tanımlamayı amaçlayan araştırma yaklaşımıdır. Araştırmaya konu olan her neyse onları değiştirme ve etkileme çabası yoktur bu modelde bilinmek istenen şey meydandadır .Amaç o şeyi doğru bir şekilde gözlemleyip belirleyebilmektir. Asıl amaç değiştirmeye kalkmadan gözlemektir. (Karasar,1984,79)

Çalışmada tarama modeli kullanılmıştır. Tarama modeli ile var olan durumun var olduğu şekliyle betimlenmesi amaçlanmaktadır(Karasar, 2001). Kullanılanılan tarama yöntemi ile İstanbul ilinde okul çağı çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun yaygınlığının nedenleri, aile ve öğretmenlerin çocuklar üzerindeki görüş ve düşüncelerini belirlemek hedeflenmiştir.

Örnek Olay Tarama Modeli :

Karasar’a göre, evrende belli bir ünitenin (birey,aile,okul, hastane,dernek vb.)derinliğine ve genişliğine kendisi ve çevresiyle olan ilişkilerini belirleyerek o ünite hakkında yargıya varmayı amaçlayan taramadır. (Karasar,1984,91)Örnek olarak;bir öğrencinin başarısızlık nedenlerini araştıran bir psikolojik danışman öğrencinin notlarını,öğretmenle olan ilişkilerini,aile durumunu, beslenmesini,sağlığını, çalışma alışkanlıkları gibi başarıyı etkileyeceğini düşündüğü önemli değişkenleri gözlem konusu yapar.Böylece toplayacağı verilerle öğrencileri başarısızlığa götüren nedenleri belirler.Varolan sonuç sadece izlenen öğrenciyi ilgilendirir. Sonuçla o öğrencinin problemi çözülebilir. Örnek olay çözümlemeleri istatistiksel değildir. Bu nedenle verileri yorumlama güçtür. (Karasar,1984,91)

Çalışmada bu alt tarama modeli seçilmiştir. Çünkü DEHB tanısı konmuş çocukların yaygınlığının ölçülebilmesi için DEHB oluşma nedenlerinin, aile ile ilişkilerinin, ailelerin sosyoekonomik durumları gibi önemli değişkenlerin incelenmesi gerekir.

2.2)Evren Ve Örneklem:

Karasar’a(2016) göre, evren ( population), araştırma sonuçlarının genellenmek istendiği elemanlar bütünüdür. Bu bütün ortak olan canlı ya da cansız her türlü eleman grubunu içerebilir.

Karasar’a(2016) göre örneklem (sample) belli bir evrenden belli kurallara göre seçilmiş ve seçildiği evreni temsil yeterliği kabul edilen küçük kümedir.

Araştırma İstanbul’daki Özel Umut Seli Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi evren olarak ele alınmıştır.

Merkezde bulunan öğrencilerden 5 tanesi de oranlı eleman örnekleme ile seçilmiştir.

2.3)Verilerin Toplanması:

Karasar’ a(2016) göre veri, ‘’belli bir amaçla gözlenen hissedilen ve kaybedilen şey’’ olarak ifade edilebilir.

Olgusal veriler: Karasar’ a(2016) göre nicel veriler, kişisel yargılardan bağımsız olarak var olan ortak ölçütlerle herkesin üzerinde anlaşabildiği türden gerçeklerdir.

Yargısal veriler: Olgusal olmayan öteki tüm veriler yargısal nitelikli verilerdir. Bu veriler öznel olup ayrıca veri üzerinde yorumlanması gerekir.

Çalışmamızda hem olgusal hem de yargısal verilerden faydalandık. Görüş ve değerlendirmeler için toplanacak veriler;’’ asla- nadiren- bazen-sık- çok sık ‘’ gibi derecelendirme ölçeği ile sayısallaştırılacaktır.

Ölçek kullanılacak olup hazır yapılmış bir anket üzerinden gidilmiştir(psikolojik testler, kendi bildirim ölçeği- Canbazoğlu 2009-2014).

Ölçek üzerinde bazı değiştirmeler yapılmış ve ebeveynlere uygun hale getirilip kullanılmıştır.(ek1) Ölçek taramaları kurumda yapılmıştır.

Yapılan ölçekler üzerinden olgusal veriler kullanılıp daha sonra yargısal verilerde eklenecektir.

Ek 1

Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS)

Sayfanın sağında gösterilen açıklamalara göre, kendinizi değerlendirip aşağıdaki soruları yanıtlayınız. Soruları yanıtlarken son 6 ay içinde nasıl hissettiğiniz ve nasıl davrandığınız konusunda sizi en iyi tanımlayan cevabın altındaki kutuya işareti koyunuz.




Asla

Nadiren

Bazen

Sık

Çok Sık

A BÖLÜMÜ
















1. Üzerinde çalıştığınız bir işin/projenin son ayrıntılarını toparlayıp projeyi tamamlamakta sorun yaşar mısınız?
















2. Organizasyon gerektiren bir iş yapmanız zorunlu olduğunda işlerinizi sıraya koymakta ne sıklıkla zorluk yaşarsınız?
















3. Yükümlülüklerinizi ve randevularınızı hatırlamakta ne sıklıkla sorun yaşarsınız?
















4. Çok fazla düşünmeyi ve konsantrasyonu gerektiren bir iş yapmanız gerekiyorsa ne sıklıkla başlamaktan kaçınır ya da geciktirirsiniz?
















5. Uzun bir süre oturmanız gerektiğinde, ne sıklıkla huzursuzlaşır, kıpırdanır ya da el ve ayaklarınızı kıpırdatırsınız?
















6. Ne sıklıkla kendinizi aşırı aktif ve sanki motor takılmış gibi bir şeyler yapmak zorunda hissedersiniz?
















B BÖLÜMÜ
















7. Sıkıcı veya zor bir proje üzerinde çalışmanız gerektiğinde, ne sıklıkla dikkatsizce hatalar yaparsınız?
















8. Monoton veya tekrarlayıcı bir iş yaparken ne sıklıkla dikkatinizi sürdürmekte güçlük çekersiniz?
















9. Doğrudan sizinle konuşuyor bile olsalar, insanların size söylediklerine yoğunlaşmakta ve dinlemekte ne sıklıkla güçlük yaşarsınız?
















10. Evde veya işte eşyaları bulmakta ya da nereye koyduğunuzu hatırlamakta ne sıklıkla güçlük yaşarsınız?
















ll. Etrafınızdaki hareketlilik ve gürültü ne sıklıkla dikkatinizi dağıtır?
















12. Orada oturmanız beklendiğinde, bir toplantı veya benzer durumda ne sıklıkla yerinizden kalkarsınız?
















13. Ne sıklıkla kendinizi huzursuz, kıpır kıpır hissedersiniz?
















14. Kendinize ait boş zamanınız olduğunda ne sıklıkla gevşemekte ve rahatlamakta güçlük çekersiniz?
















15. Sosyal ortamlarda bulunduğunuzda, ne sıklıkla kendinizi çok konuşurken yakalarsınız?
















16. Bir sohbet ya da görüşmede, ne sıklıkla karşınızdaki kişi cümlesini bitirmeden onun cümlesini bitirdiğinizi fark edersiniz?
















17. Sıraya girmek gerektiğinde, ne sıklıkla sıranızın gelmesini beklemekte güçlük çekersiniz?

























2.4)Geçerlilik Ve Güvenilirlik:

Karasar’a (2016) göre geçerlilik, ölçülmek istenen şeyin doğru bir şekilde ölçülebilme derecesidir. Ölçülmek istenen başka şeylerle karıştırılmadan ölçülebilmesidir.

Tutarlılık (güvenilirlik) aynı süreçlerin izlenmesi halinde benzer sonuçlar alınması istenir. Tutarlılık ( reliability) teknik bir sorundur ve yapılan ölçmenin tesadüfi yanılgılardan arınık olmasıdır.

Geçerlilik:

Araştırmaya uygun olarak kullanılan ölçüm aracı farklı zamanlarda soru stilleri aynı sonuca ulaşacak şekilde değiştirilerek tekrarlı olarak uygulanmıştır.

Güvenilirlik( tutarlılık):

Yapılan ölçekler araştırma grubumuzda bulunan üç üye tarafından ayrı ayrı süreçler izlenmiş olup yapılan ölçüm aracının güvenilirliği kanısına varılmıştır.

2.5)Verilerin Çözümü Ve Yorumlanması

Karasar’a (2016) göre araştırma planı yapılırken hangi nicel ve/veya nitel verilerin toplanacağı, bunların nasıl işlenip çözümleneceği olası sonuçların nasıl yorumlanıp değerlendirileceği ana çizgilerle belirtilir.

Çözümleme hazırlık:

Verilerin işlenmesi:

Karasar’a(2016) göre verilerin çözümlenmesinde ilk aşama onların işlenmesidir.

Verilerin analizi;

Yapılan ölçümler sonucunda verilen cevaplar oranlanarak % lik oranlar ile ölçülecek ve belli bir sonuca ulaştırılacaktır.

Sınıflandırma:

Karasar’a göre araştırmada toplanan ham veriler. Çözümlemenin ilk adımı olarak, amaca uygun biçimde sınıflandırılır. Bilimsel çabada, tekil olay, eşya ve elaman incelemelerinde bile ‘’ küme’’, ‘’ sınıf’’, başka bir deyişle, ‘’SET’’ kavramı ile hareket edilir.

Grubumuz tarafından yapılan çalışmada kır ve kentte yaşantısında ailelerin ‘’DEHB’’ farkındalığının veriler ile ele alınmıştır. Yerleşim merkezine göre, kır ve kentlerin aldıkları puanlar şeklinde iki sınıfa ayrılır.

Yerleşim merkezi



Aile yapısı

Kır

Kent













2.6)Süre ve Olanaklar:

16.02.2017

Konu Seçimi

23.02.2017

Araştırma konusu ile ilgili yapılmış çalışmaları bulma

02.03.2017

Araştırma problemini bulma

09.03.2017

Araştırma problemine benzer çalışmaları bulma

16.03.2017

Hipotez

23.03.2017

Amaç belirleme

30.03.2017

Önemi belirleme

06.04.2017

Varsayımlar, Sınırlılıklar, Tanımlar

13.04.2017

Araştırma Modeli

20.04.2017

Evren ve Örneklem

27.04.2017

Veriler ve Toplanması

04.05.2017

Verilerin Çözümlenmesi ve Yorumlanması

11.05.2017

Süre ve Olanaklar

18.05.2017

Dosya Teslimi

KAYNAKÇA

Amerikan Psikiyatri Birliği: Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu, Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı, Dördüncü Baskı (DSM-IV) Amerikan psikiyatri Birliği, Washington DC, 1994’ten çeviren Köroğlu E, Hekimler Yayın Birliği, Ankara, 1994:54-56.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu 

Kayaalp (2006)   
Turgut özal tıp merkezi dergisi 5(2,3) 1998 

Özcan, eğri, kutlu, yakıncı, karabiber (1998)  
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve özgül öğrenme bozukluğu 

Öner, aysev, dikmer (2015) tarafından yapılan araştırma 
Dehb tanılı çocukların ebeveynlerinde dehb oranı 

Aydın, diler, yurdagül, uğuz, şeydaoğlu (2006)  

Bakar, soysal, kiriş, şahin, karakaş (2005) 

DEHB ölçek testi (psikolojik testler, kendi bildirim ölçeği- Canbazoğlu 2009-2014).

Karasar (2016)


sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconAraştirma öneriSİ

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconAraştırma Yöntemi ve Verilerin Derlenmesi

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconAraştırma Alan Kodu : a-02 Araştırma Öncelik Puanı

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconDrm araştırma Laboratuvarları A.Ş. Amerikalı bir şirket olduğunu...

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconAraştırma tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. İskele bölgesinde yaşayan...

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconAraştirma b. 1

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconAraştirma projesi

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconAraştirma merkezi

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconAraştırma Görevlisi

Araştirma yöntemi araştirma öneriSİ iconD Araştırma e Ulaşım


Tıp




© 2000-2018
kişileri
t.ogren-sen.com