"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1


t.ogren-sen.com > Tıp > Evraklar


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ
MÜRŞİD ZİYARETİ ve EDEBLERİ
Kamil mürşidler,
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1

Ayetiyle tarif edilen sadıklardır. Onlar hak yolda rehberlik yaparlar. Kalpleri Allah'a bağlarlar, zayıflamış imanı tazeler, sönmüş sevgiyi canlandırırlar. Bir ömür boyu dini yaşayarak ihya ederler.
Gavs Abdülhakim el Hsüeyn-i (k.s.) bir sohbetlerinde şöyle buyurmuşlar: Bu Allah dostları, evliyalar, mürşid-i kâmiller, Allah'a olan sevgilerinin kuvvetinden, coşkunluğundan önlerine diz çöken kimseleri dünyadan, dünya sevgisinden koparıp Allah'a Allah'ın müstakim yoluna bağlarlar. Nitekim Allah-u Teâlâ da şöyle buyuruyor: "Sadıklarla, doğrularla beraber olun." Ehlullahla, Allah dostlarıyla, sadık kimselerle bulunun ki, Allah'a sevginiz artsın. Siz de Allah dostlarından Allah'a sevgisi olan sadık kimselerden olasınız. 2
Mürşide gitmekten maksat, Allah rızasına ulaşmak, kötülükten kaçmak, hasta kalbe ilaç, garip gönle gerçek bir dost aramak, kısaca manevi bir hicret yapmaktır. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz: “Fitneler etrafı sardığı bir zamanda ibadete yönelen kimse, sanki bana hicret etmiş gibidir ” 3 buyuruyor.
Bir mürşide giden kimse, fitneden kaçıp hak yolundaki cemaate koşmakta, isyandan kaçıp takvaya sarılmaktadır. Bu, Allah ve Resûlü için yapılmış bir hicret çeşididir. Bu hicretin sonu Allah rızasıdır.
Seyyid Muhammed Raşid (k.s) hazretleri: ‘’Allah dostluğu nedir iyi bilenler, bu yolun ne kadar faydalı olduğunu çok iyi bilirler‘’ buyurmuştur.
Kâmil mürşid yeryüzünde en şerefli, en kıymetli, en gerekli ve en zor işi üstlenmiştir. O aynı zamanda en büyük bir emaneti taşımaktadır. Çünkü kâmil mürşid Hz Peygamber’in (s.a.v) varisi olarak takva imamlığını ve insanları terbiye işini yürütmektedir.
Büyük veli İmam Kuşeyri (k.s), mürşidin gerekliliği hakkında şöyle diyor: “Hakkı arayan kimse, bulunduğu yerde kendisini irşat edecek bir kimse bulamadığı zaman, irşatla görevli zamanının mürşidine gitmeli, onun bulunduğu yere hicret etmeli; yanında kalmalı, terbiye olup kendisine izin verilene kadar kapsından ayrılmamalıdır.” 4
Takva yolunda imam olan bir arifi sevmek ve desteklemek imanın bir parçasıdır. Şu hadis-i şerifteki müjdeye bakınız: “Kim Allah yolundaki bir imamı desteklemek ve yüceltmek için yanına giderse, o kimse Allah’ın himayesinde olur; bu uğurda göreceği her sıkıntının sevabını Allah verir.” 5
Bir Allah dostunu ziyaret etmenin ilk faydası, Allah için sevginin ve ziyaretin sevabına ulaşmaktır. Allah için sevilen bir Müslüman kardeşi ziyaret etmenin hediyesi ilahi muhabbet ve Cennettir. Resûlullah s.a.v Efendimiz bu konuda şu müjdeleri vermiştir; “Size Cennet ehli olanlarınızı haber vereyim mi? Bir şehrin (memleketin) öbür ucunda bulunan din kardeşini Allah rızası için ziyaret eden kimse Cennetliktir.” 6
Kudsi hadis:”Benim için birbirini sevenleri, birbirini arayıp soranları birbirini ziyaret edenleri, birbirine ikramda bulunanları, bir araya gelip meclis kuranları muhakkak ben de severim.” 7
Kim bir hastayı ziyaret ederse veya Allah için sevdiği bir kardeşini ziyarete giderse, görevli bir melek yoluna çıkıp: Güzel bir iş ettin, bu yürüyüşün hoş oldu, Cennette kendine bir ev hazırladın, sana müjde olsun! diye seslenir.” 8
Allah için sevginin ve ziyaretin bundan başka bir hediyesi olmasa bile, bu kadarı insana yetmez mi? Allah’ın bir kulunu sevmesinden, ondan razı olup cennet ve cemalini seyretme nimetini vermesinden daha güzel ne vardır?

Hele bu ziyaret edilen kimse, hâlkın irşadı ile görevli bir Allah dostu olursa, ziyaretin fazilet ve bereketi daha fazla olur. Bir kimse bu yolun büyüklerinin elinden tutup irşat halkalarına girince, Sadat-ı Kiram’ın himmet ve tasarrufları altına girmiş olur. Bu himmet ve bereket onun kalbinde ilahi muhabbet meydana getirir.
Ebu Osman Mağribi (k.s) hazretleri:’Allah Teâlâ, kullarına rahatlığı, evliyasına bakmakta verdi‘’ 9 buyurmaktadır.
Gavs-ı Sânî (k.s) hazretleri ise şöyle buyurmuştur: ‘’Bu zamanda insanlara yapılabilecek en büyük iyilik, tövbeyi tarif etmek ve bir mürşid-i kâmile yönlendirmektir. İnsanlara yapılacak en büyük iyilik budur.‘’
Allah dostlarına huzuruna girip kalbi ilahi muhabbetle dolan bir kimsede günahlardan şiddetle kaçınma duygusu ve ibadetleri tatlılıkla yapma arzusu oluşur. Bu büyüklerin meclisine katılan insanın ruhu sevinir, kalbi rahatlar, gönlü huzurla dolar. İnsan Rabbül âlemine kulluk yapmanın sevincini yaşar. İşte bu, Yüce Sadatların elinden tutmanın bereketiyle Allahu Teâlâ’nın kuluna ikram ettiği bir hâldir. Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize varis olan bu Allah dostlarının eli, Resûlullah (s.a.v) Efendimizin elini temsil etmektedir. Onlara tutunan kimse hiç kopmayan nurlu bir halkaya tutunmuş olmaktadır.
Şah-ı Nakşibend (k.s) bu manada şöyle buyurmuştur: "Bizim yolumuz urvetü'l-vüskâdır." 10

Kâmil mürşidlerin sadece duasını almak için değil, onlarda bulunan güzel ahlakı almak için yanlarına gitmelidir. Hak yolcusu mürşidinde gördüğü edeb, zikir, taat, tevazu, hürmet, nezaket, insan sevgisi, sabır, kusurları örtmek ve affetmek, yumuşaklık, ikram ve hizmet ahlakından az da olsa almalıdır. Susuz bir kimsenin tatlı bir su kenarına varıp hiç su almadan geri dönmesi ne kadar acıdır.
Veli, kendisini öveni değil, izinden gideni sever. Kendisine verilmiş olan ilahi nur ve edebin herkes tarafından paylaşılmasını ister. Allah dostları talebelerinden hediye değil, Allah’tan hayâ ve O’na dostluk yapmalarını bekler.
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Salih insanlarla beraber bulunan kimse güzel koku satanla beraber olan kimseye benzer. Güzel koku satan kimse kokusundan ona ikram eder. O hiç bir koku almasa bile, onun yanında durduğu sürece ondaki güzel kokuyu teneffüs eder ve koku üzerine siner. Kötülerle bulunmak da körükçü dükkânında oturmak gibidir. Orada bulunan kimse elini hiç kömüre bulaştırmasa bile, oradaki pis havadan bir parça üzerine siner.“ 11
Bu, ilahi bir kanundur, hep böyle cerayan eder. Önceki insanlar, kendilerine edep öğretecek ve kalplerini Allah’a çevirecek bir mürşid bulmak için memleket memleket dolaşırlardı. Kalblerinin ilacını bulana kadar manevi doktor ararlardı. Ehlini bulunca da, Allah’a şükreder, sadakatle onun sohbetine girer, elinden tutar, emir ve tavsiyelerine uygun hareket ederlerdi.
Menkıbe

Abdurrahman Câmi Hazretleri (k.s) “Nefahatül Üns” mukaddimesinde şöyle buyurmuştur:

-Evladım! Ben sana bu “Nefahatül Üns” içinde pek çok velinin kemalat ve faziletini anlatıyorum. Sen bunları okuyunca şöyle düşünebilirsin: “Ben bunlar gibi olamam!” Hatta:

“Bunca yıldır, tekkeye giderim; ne elde ettim?” diyebilirsin. Ben sana şunu söylemeye çalışıyorum:

Sen ulu zatlar gibi elbette olamazsın. O azizleri tanıdıktan sonra kendine değer biçemezsin. Ancak gurur ve kibirden kurtulabilir, günahlarına gözyaşı dökersin. Bu da sana yeter, güzel insan olmana ve cehennemden uzaklaşmana sebep olur, daha ne istiyorsun? 12

Mürşidin Huzurundaki Edebler

Her mü’min önce, ziyaret için gittiği mürşid-i kâmili, Allah ve Rasülü’nün bir emaneti olarak görmeli, Ona karşı yapacağı hürmetin, aslında Allah ve Rasülüne yapılan bir hürmet çeşidi olduğunu bilmelidir

Herkes, kalbindeki Allah ve Peygamber aşkını, kendisindeki edeb ve hürmet anlayışını, velilere karşı tavrıyla ölçebilir. Bir insan, kendi zamanında yaşayan kâmil mürşidlere ve Rabbani âlimlere ne derece hürmet ve edeb gösterebiliyorsa, onun Hz. Peygamber’e karşı yapabileceği hürmette ancak o kadardır. Bu bir ölçüdür.

Herkesin terbiye seviyesi edebiyle anlaşılır. Özellikle kalbi Allahu Teâlâ’nın nazar yeri ve manevi kâbe hükmünde olan kâmil mürşidi ziyaret anında edebe çok dikkat etmelidir. Bu şerefli makamda ve yüksek huzurda gerekli edebleri iyi bilmeliyiz. Bunları kısaca açıklıyoruz:

 

Abdestli Olmak ve Temiz Giyinmek

 

Kâmil insanı ziyaret ederken, taşıdıklar ilahi şerefe hürmeten abdest almak gereklidir. Mümkünse gusül abdesti almalıdır. Bir mürşidin eli zaruret anında abdestsiz olarak öpülebilir, Yoksa abdest için imkân ve zaman varken lakayt bir şekilde mürşidin elini öpüp geçmek edebe uygun değildir. İhmale dayanan bütün davranışlar müridi ve talebeyi zarara sokar. Edebi hafife almak kalbi dağıtır, faydayı azaltır, feyzi keser. Hâlbuki muhabbet gevşeklik değil, edep ister. Edep zillet değil, izzettir.

Bu yolun büyükleri, mürşid ve üstatlarını ziyaret anındaki edeplere çok dikkat ederlerdi. Onları büyük eden de zaten bu edepleriydi. 

  

Mürşidin huzuruna temiz bir kıyafetle çıkmalıdır. Zira Resûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “Allahu Teâlâ temizdir; ancak temiz olanları kabul eder.” 13 ve “Allah güzeldir; güzelliği sever.” 14

 

Kirli, paslı, yırtık, dağınık bir kıyafet ile mürşid huzuruna çıkmak edebe uygun değildir. Giyilen elbise eski olabilir, fakat kirli ve pis kokulu olmamalıdır. Mümkünse beyaz elbise tercih edilmelidir. Kaba desenli ve karışık renkli elbiselerden sakınmalıdır. Vücut, saç ve sakal temizliğine özen göstermelidir. Varsa hafif ve güzel koku sürünmelidir. Ağızda soğan, sarımsak ve aşırı sigara kokusu bulunmamalıdır. Bu tür kokusu rahatsız edici maddeleri kullananlar, ibadet ve ziyaret sırsında ağızlarını temizlemeli, mürşidini ve müminleri rahatsız etmemelidir. Sofi sadeliği sevmeli, içini de dışı gibi temiz, sade ve düzenli yapmalıdır.

 

Sadat-ı Kiram, müridlerin dışından çok içlerinin ve kalblerinin temiz olmasını isterler. Kalbi kin, haset, gösteriş, kendini beğenme, aşırı dünya muhabbeti ile kirlenmiş kimselerin, dış giysilerini tertemiz etmesini ve görüntü ile yetinmesini ihlas ve mertliğe uygun görmezler. 
Ayağa Kalkmak ve El Öpmek

“Ashab-ı Kiram yaş ve faziletçe büyük olanların elini öpmeyi sünnet olarak görüyorlardı.” 15 Anne-babaya, âlime, mürşide, salih insanlara ve adil idarecilere hürmet edip ayağa kalkmak müstehaptır.16

Özellikle kâmil mürşide son derece hürmet göstermelidir. Aslında hürmet edilen şahıs değil ondaki takvadır.

Kâmil mürşid, her yönden hürmet ve saygıya layıktır. Çünkü o takvaya ulaşmış bir Allah dostudur ve edep yolunda bir imamdır. Ayrıca müridin terbiyesini üstlenmiş manevi bir babadır. O aynı zamanda helali haramı öğreten bir âlimdir. Gece gündüz Allahu Teâlâ’ya ihlâsla kulluk eden bir salih insandır. Allah sevgisinde kaybolmuş bir Hakk adamıdır. Resûlullah (s.a.v) Efendimizin varisidir.

 

Resûlullah (s.a.v) Efendimizin büyüklere karşı tavrımızı şöyle belirlemiştir: “Büyüğümüzü (hürmetle) yüceltmeyen, küçüğümüze merhamet göstermeyen, âlimimizin hakkını bilmeyen bizden değildir.”17

Mürşid içeri girince veya yanımıza gelince ayağa kalkılır. Elini öpmek için durum uygunsa bir izdiham yapmadan edeple yanına yaklaşılır. Oturuyorsa diz çökerek, ayakta ise hafifçe boyun bükerek eli nezaket ve sükûnetle bir defa öpülür. Kendisine sırt dönmeden geri geri giderek huzurdan çıkılır. Mürşid ziyaret edilirken veya kendisiyle konuşulurken, edeb ve heybetten dolay karşısında hafifçe boyun eğilse de, beli kırıp iki büklüm olmaya gerek yoktur. Hele ayağa kapanmak, etek öpmek, cübbeye asılmak, mürşidi yüzüne karşı övmeye kalkmak, yağcılık yapmak gibi hareketlerden kesinlikle sakınmak gerekir. Kâmil mürşidin derdi müridlerine el öptürmek değil edep öğretmektir. Eğer insandaki kibri ve benliği yok etmek için edepten daha güzel bir şey olsaydı, mürşidler muhakkak onu tercih ederlerdi.

  

Menkıbe
Bir gün İmâm-ı Âzam (r.ah) hocası İmam Cafer-i Sadık (r.a) hazretlerinden ilim ve hadis dinlemeye gelmişti. Hocası elinde bir asa ile çıkageldi. İmâm-ı Âzam (r.ah),

Ey Resûllah’ın (s.a.v) evladı, siz henüz asaya ihtiyaç duyacak bir yaşta değilsiniz, dedi. Cafer-i Sadık (r.a),

Evet dediğin gibidir, fakat bu elimdeki asâ Hz. Resûllah’ın (s.a.v) asâsıdır; onu bereket için yanımda taşıyorum, dedi. İmâm-ı Âzam (r.ah), hemen ileri atılıp bastona sarıldı ve,

Ey Resûlla’ın (s.a.v) evladı, müsaade buyurun, onu öpeyim, dedi. Cafer-i Sadık (r.a.) hemen kolunu açtı ve İmâm-ı Âzam (r.ah) göstererek, Vallahi sen bilirsin ki bu ten Hz. Peygamber’in (s.a.v) hücrelerini taşıyan bir tendir ve şu gördüğün kıllarda onun kılındandır. Onu öpmüyorsun da asâyı mı öpmek istiyorsun, dedi. 18
Sükûnet ve Tevazu

Kâmil mürşidi ziyaret anında gereken en önemli edeplerden birisi de, sükûnet, sessizlik ve kalp uyanıklığıdır. Mürşidin bulunduğu meclise giren kimse, onun nazarları altına girmiş durumdadır. Bundan sonra var gücüyle edebe sarılıp mürşidin kalbindeki nur ve muhabbete yönelmelidir. Mürşidin huzurundaki bu mühim edepleri, Seyyid İbrahim Fasih (k.s), şöyle açıklamaktadır: “İlahi feyzin gelişi, mürşidin huzurundaki edepleri korumaya bağlıdır. Bu edepler zahiri ve batıni olmak üzere iki kısımdır. Zahiri edep, müridin vücut azaları ile koruyacağı edeplerdir. Bu edepler şunlardır:

-Mürid, mürşidinin huzurunda otururken devamlı onun yüzüne bakmamalıdır. Boynunu bükerek oturmalıdır.

-Mürid, mürşidin izni olmadan oturmamalı, müsaade edilmeden konuşmaya, kendiliğinden soru sormaya başlamamalıdır. Ancak hatme sırasında içeri giren kime izin almadan otur.

-Mürşidin huzurunda başkalarına iltifat etmemeli, konuşmayı gerektirecek bir zaruret yokken yanındakilerle konuşmaya, hâl-hatır sormaya yönelmemelidir. Mürşidin yanındaki kimseler, ileri seviyedeki kimseler olsa bile, rağbetini sadece mürşide yöneltmelidir. Mürşidin huzurunda bulunurken dikkat edilecek batınî edeplerin en önemlileri şunlardır:

-Mürid, mürşidinin huzurunda bulunurken kalbinde yersiz düşünceler ve vesveseler olmamalı, gelirse onlara iltifat etmemelidir. Mürşidini imtihan etme, içinden ona karşı gelme ve itiraz etme gibi düşünceler taşımamalıdır. Bunlar onun mürşidin kalbinden ve gözünden düşmesine sebep olur.

 

Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, nefis ve şeytandan kaynaklanan kötü düşüncelerin konuşulmadığı ve onlarla amel edilmediği müddetçe affedildiğini müjdelemiştir. 19

Ashaptan bazıları Allah Resûlüne (s.a.v) gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü! İçimize öyle kötü düşünceler geliyor ki, gökten düşüp parçalanmak onları söylemekten daha iyidir; bunun sebebi nedir? diye sordular, Efendimiz (s.a.v): “Bu kalbinizdeki imandan kaynaklanıyor” 20 buyurdu.
Mürşid, kendisinden feyiz talep edilmesini bekler. Mürid kendi eksikliğinden dolayı mürşidinden bizzat feyiz alamasa da, güzel zannını bozmamalı, itikadını güzel tutmalı, kusurun kendinden kaynaklandığını bilmeli ve sabırla beklemelidir. Bu kadarı bile yeterlidir. 21

 

Hz. Mevlana (k.s) şöyle buyurmuş: ‘’Kâmil-i mürşidle beraber olunca kötülüklerden uzaksın… gece gündüz gitmektesin; gemidesin. Canlar bağışlayan cana sığınmışsın, gemiye girmiş, uyuyorsun; öyle olduğu halde yol almaktasın!’’ 22


Kalbiyle Mürşide Yönelmek

Mürid, kendisini ölümcül bir hastalığa yakalanmış kabul etmeli ve ilacının mürşidinde olduğunu bilmelidir. Çünkü takdir edilen şifa müride onun vasıtasıyla gelecektir. Gönlünü bir noktada toplayamayan kimse gerçek manada hiçbir mürşidden istifade edemez

 

Menkıbe

Merhum Seyyid Muhammed Raşid (Rah.) Hz.leri, bir sohbetlerinde kalbi kendi mürşidinde toplamakla ilgili şu olayı nakletmişti: Gavs-i Hizanî Hz.leri (k.s) bir sofisin yanına alarak mürşidi Seyyid Taha’nın (k.s) ziyaretine gittiler. O zaman Seyyid Taha (k.s) hayatta idi. Hakkari’nin Nehri köyünde ikamet ediyordu. Köye yaklaştıklarında, o gün Seyyid Taha’nın (k.s) teveccüh yapacağını öğrendiler. Gavs-i Hizani (k.s) buna çok sevindi. Seyyid Taha gibi bir zatın teveccühüne gireceğiz ne mutlu bize dedi ve yanındaki sofiye teveccühle ilgili bilgiler verdi, nasıl hareket edileceğini anlattı, peşinden de:

“Sabah bir şey yiyip içme, çünkü teveccühe aç karınla girilir.” dedi. Köye vardılar. Herkes teveccüh için hazırlık yapmaya başlamıştı. Gavs-i Hizani’nin sofisi ise heybesinden bir şeyler çıkarıp yemeye başladı. Bunu gören Gavs-i Hizani (k.s) sofisine: “Ben sana teveccühe girerken bir şey yenmeyecek demedim mi, sen ne yapıyorsun, sanki inadına yiyorsun!” deyince, sofi:

“Kurban siz teveccühe girenler bir şey yemezler buyurdunuz. Ben teveccühe girmeyeceğim ki bir şey yemeyeyim. Seyyid Taha Hz.leri sizin şeyhinizdir, siz onun teveccühüne girebilirsiniz. Benim şeyhim ise sizsiniz, ben ancak sizin teveccühünüze girerim!” diye cevap verdi. Gavs-i Hizani (k.s) sofisinin bu edep ve ince anlayışından çok memnun kaldı. Daha sonra ben, bu sofisinin isminin Ali Can olduğunu öğrendim.”

 

Şu ayet-i kerime, her mümine, âlim ve salihlerin meclisinde nasıl hareket edeceklerini öğretmektedir: “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın. Onu, birbirinizi çağırır gibi çağırmayın; yoksa hiç haberiniz olmadan hayır amelleriniz boşa gider. Şayet onlar, sen yanlarına çıkana kadar sabretselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.“ 23

 

Arifler bu ayetden müridin dikkat edeceği pek çok edep ortaya çıkarmışlardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Mürid, mürşidi konuşurken ve yürürken izinsiz veya emirsiz önüne geçmemelidir. Mürid, mürşidinden izinsiz veya işaretsiz söze başlamamalı, mürşidinin tavrına dikkat etmeli, onu konuşmaya zorlamamalıdır. Mürid, dini ve dünyası ile ilgili ciddi bir iş yaparken mürşidine danışmalıdır. Mürşidle bir konuyu istişare ettikten sonra onun açıkça yapılmasını istediği şeyleri yerine getirmelidir. Çok soru sormanın çok yük getireceğini unutmamalıdır.

 

Mürşide gerekli gereksiz sık sık soru sormak sakıncalıdır. Verilecek her cevap müridin istediği gibi olmayabilir. Bu durumda soru sorup da aksine gitme ve yanlış yapma tehlikesine girmemelidir. Çok soru sormak her zaman güzel sonuç vermez. Her sorunun bir cevap hakkı olduğu gibi, her cevabın da gereğini yapma görevi vardır. Mürşidine danıştıktan sonra onun verdiği emrin tersine gidenlerin yüzü gülmemiştir. Şu hadis-i şerifin uyarsına dikkat edilmelidir: “Ben sizi terk ettiğim (size bir şey söylemediğim) müddetçe beni kendi hâlime bırakınız. Size bir şey söylediğim zaman da onu yapınız. Sizden öncekiler ancak peygamberlerine çokça soru sorup verilen cevaba ters hareket etmeleri sebebiyle helak oldular.” 24 

Mürşidle konuşurken onun duyacağı kadar alçak bir sesle, hürmet ifade eden güzel kelimelerle az ve öz konuşmalıdır. Mürşide ismi ile değil, güzel bir sıfatı veya meşhur olduğu lakabı ile hitap etmelidir. Efendim, Kurbanım, Gavsım, Seydam, gibi...

  

Mürid, kendisine zuhur eden manevî halleri muhakkak mürşidine arz etmelidir. Büyükler: “Hâlini mürşidinden gizleyen kimse ona ihanet etmiş olur.” Demişlerdir. Bundan daha tehlikelisi, mürşidinden başkasına hâlini anlatıp ondan medet ummaktır. Şunu bilmek gerekir: Manevî terbiyede müride kendi mürşidinden başka kimseden fayda olmaz, hatta zarar olur.

 

Kendi Nefsiyle Meşgul Olmak

Şeytan müridi hak yolundan caydırmak ve kalbini kaydırmak için kâmil mürşidin zahirine baktırır, kendi nefsi ve hâliyle kıyas yaptırır ve peşinden de: “O da senin gibi bir insan, seni Allah’a o mu ulaştıracak?” şeklinde bir sürü vesvese verir. Bu tür düşünceler gerçek ilim ve irfanla aydınlanmayan gafil nefsin boş kuruntularıdır.

 

 

Mütehassıs bir doktorun elinde tedavi gören bir hasta, artık niçin ve nasılı bırakıp kendisine verilen ilacını içmeli, doktorun tavsiyelerine uymalıdır. Akıl bunu gerektirir. Arifler demişlerdir ki, kendini salih gören kimsenin salihleri ziyaret etmesinin pek faydası olmaz. 25
Kâmil Mürşidi Bulduğuna Sevinmek

  Mürid, kâmil bir mürşid bulduğuna her şeyden çok sevinmelidir. İnsana dünya ve ahirette faydası olacak bir dostun nasip olması Allahu Teâlâ’nın en büyük nimetlerinden birisidir.

En çok hadis nakleden sahabi Ebû Hüreyre r.a. Salih kimseleri sevmek, onların gönlüne girmek hususunda şunları söyler: ‘’Kıyamet gününde kul, Allah Teâlâ’nın huzuruna getirilir. Cenâb-ı Hak da ona ‘Benim için veli bir kulumu sevdim mi? Seni onun hatırına bağışlayayım’ diye sorar. Bu nedenle Salih zatları seviniz, onların desteklerini alınız. Zira kıyamet gününde devlet onlarındır‘’ 26

İmam Rabbanî (k.s) Hz.leri demiştir ki: ”Allah dostlarını sevmeyi Cenab-ı Hakk’ın en büyük nimetlerinden birisi saymalıdır. Cenab-ı Hakk’tan bu sevgide samimi olmayı istemelidir. Bu büyüklere bağlılık sebebiyle hasıl olan az bir şey de çok kabul edilmelidir. Zira o, az değildir.” 27

 

Bazen müridin güzel hâli değişir, muhabbeti azalır, feyzi kesilir, amele karşı şevki azalır. Bu durumda sabırla amele ve yola devam etmelidir. Bu hâl münafıklık değildir, belki manevi zayıflıktır. Benzer durumlar Ashab-ı Kiramda da oluyordu. Bir defasında ashaptan bazıları Rasulullah Efendimize (s.a.v) gelerek:

“Biz sizin huzurunuzda iken güzel bir hâlde oluyoruz, sizden ayrılınca farklı bir hâle giriyoruz.

Bu nasıl bir şeydir anlayamadık!” diye hâllerinden şikâyet ettiler. Efendimiz (s.a.v):

“Siz bu hâller içinde Peygamberiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordu; onlar da:

“Seni gizli ve açık her hâlimizde hak peygamber olarak kabul ediyoruz, bu konuda hiç bir şüphemiz yok.” dediler. Efendimiz (s.a.v): “Sizin başınıza gelen o hâl nifak değildir.”28 

Demek ki muhabbet Allah vergisidir. Kalplere dilediği gibi hükmeden Allahu Teâlâ’dır. Müridin muhabbeti azalsa da mürşidine karşı itaat ve edebe devam etmelidir. Kâmil mürşidler müridlerinden samimiyet ve edebi yeterli görürler.

 

Mürşidden Keramet Beklememek

 

Bazı müridler, mürşidden keramet beklerler ve onun kâmil bir veli olduğunu ancak bu yolla anlayacaklarını düşünürler. Bu yanlış bir beklentidir. Keramet beklentisi daha çok aklı ve iradesi zayıf insanların işidir. Teslim ve tabi olmak için keramet şart değildir. Mürşidde görülen takva, istikamet, edep ve ilahi cezbe, aklı olanı cezbetmeye yeterlidir. Bir insanın kalbinin dünyadan çekilip Allahu Teâlâ’ya yönelmesinden, eşyayı bırakıp Mevla’yı sevmesinden ve kötü bir huyunu terk etmesinden daha büyük bir keramet yoktur.29 

Elbette velilerde keramet vardır. Keramete inanmak haktır. Ancak, bir veliyi göstereceği kerameti ile değerlendirmek yanlıştır.

 

Mürşidden Bir Misafir Gibi İltifat Beklememek

Mürşide gidenlerin bir beklentisi de özel iltifat görmek, mürşidle sohbet ve muhabbet etmek, hususi meclisine girmek ve nazarları altında bol bol feyiz almak düşüncesidir. Bu arzu güzeldir, ancak iş müridin düşündüğü ve beklediği gibi olmayabilir. Her iltifat hayra alamet değildir. Arifler, çilesiz sevgi tatlı olmaz demişlerdir.

Gavsu’l-Azam Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni Hz.leri bir sohbetinde şunları anlatmıştır:

“Biz Hazne’de bulunduğumuz sürece Şah-ı Hazne bize hiç iltifat etmezdi. Yanında bir ay kaldığım zaman bile ancak bir kaç kelam ederdi. Ben bu hâle çok üzülürdüm. Bir gün yine bu düşünce ile mahzun bir hâldeydim. O sırada Şah-ı Hazne bize şu sohbeti yaptı: “Mürşidin zahirdeki iltifatına gönül bağlayan kimsenin maneviyatta nasibi azdır. Müridin teslimiyeti tam olarak gerçekleşip feyiz ve himmet alabilme kabiliyetine sahip olduğu zaman mürşid, o müride zahiren iltifat etmez.” 30

  

Mürid şunu iyi bilmelidir: Mürşidinin kendisine karşı göstermiş olduğu tavır müride ilaçtır. Mürşid, müridin manevi doktoru olması hasebiyle, onun tedavisini yapacak odur. Onun hangi hastalığına hangi ilacın lazım olduğunu en iyi o bilir ve ona uygun tedavi yapar. Mürid, mürşidi kendisine nasıl davranırsa davransın, nefsi için lazım olanın o olduğunu, hayrının onda bulunduğunu kesin olarak bilmelidir. Mürşid müridin keyfine göre davranırsa, nefsin hastalıkları nasıl tedavi olacaktır. Müridin mürşidinden ilgi, sevgi ve özel iltifat beklemesi bu yolda en büyük adapsızlıktır.

 

Mürşidin gönlüne girmenin ve kimseyle sıkışmadan onu ziyaret etmenin en güzel yolu, kalp yoludur.

Mürşid güneş gibidir; Allahu Teâlâ’nın kendisine ikram ettiği nur, sevgi, feyiz ve rahmetle herkese yönelmiş durumdadır. Artık o ışıktan nasibini almak müride kalmaktadır. Bunun için mürid kalbini açmalı ve hasretle mürşidten gelecek ilahi nasibini beklemelidir.
Aslında her şey ilahi takdire bağlıdır. Kuluna dilediğini verecek olan Allahu Teâlâ’dır. Mürşid ilahi taksimle belirlenen şeyleri yerine ulaştırmakla görevlidir. Mürid işin kader yönünü bilmekle sorumlu değildir. Ona gereken zahiri edeplere dikkat etmektir. Bir de maneviyat yolunda gayret ve himmetini yükseltmeli, aza kanaat etmemeli, Allahu Teâlâ’dan daha fazla manevi ilim ve güzel ahlak istemelidir. Şu da unutulmasın ki Cenab-ı Hakk her şeyi bir ölçüyle vermekte, hikmetle yaratmaktadır.
Allahü Teâlâ, sadatların himmet ve bereketiyle, büyüklerimizi en güzel şekliyle her daim ziyaret etmeyi ve onların meclislerinde azami derecede istifade görmeyi bizlere nasip eylesin inşallah. Âmin.

1 Tevbe 119.

2 Sohbetler, S. Abdülhakim el Hüseyni, 32. Sohbet

3 Müslim, Fiten, 130; Tirmizi, Fiten, 31

4 Kuşeyri, Risale, II, 742

5 Hâkim, Müstedrek, II, 90. Zehebi de hadis için: Sahihtir demiştir. İbnu Hibban, Sahih No: 372 Ahmed, Müsned, V, 241

6 Taberani, el-Kebir, XIX, No: 307; Suyuti el-Camiu’s-Sağîr, I, 440.

7 Ahmed, Müsned, V, 239; Hakim, Müstedrek, IV, 169-170

8 Tirmizi , Birr, 64; İbnu Mace, Cenaiz, 2

9 Hadâiku’l Verdiyye, Abdülmecîd Hânî, s, 294

10 Urvetü'l-vüskâ, Ku'ân-ı Kerîmde geçen bir ifadedir. Tutununca kopmayan ve sapasağlam olan kulp demektir. Konu ile ilgili âyete bk. Bakara, 2/256

11 Buhari, Zebiha, 31; Müslim, Birr, 146; Ebu Davud, Edeb, 16

12 Hac ve Umrenin Fazileti, Mehmet Ildırar, s.59

13 Müslim, Zekat, 65; Tirmizi, Tefsiru Sure (2); 37

14 Müslim, İman, 147, Tirmizi, Birr, 60. Hâkim, Müstedrek, I, 26

15 Beyhaki, Sünen-i Kebir, VII, 101; Beğavi, Şerhu’s-Sünne, XII, 292

16 Nevevi , et-Tibyan fi Adabi Hameleti’l-Kur’an, 117; Ayni, Umdetü’l-Kari, XV, 376

17 Ahmed, Müsned, V, 323; Hakim, Müstedrek, I, 122; Aynı konuda biraz değişik lafızlarla diğer bir hadis için bkz: Ebu Davud,Edeb,58; Tirmizi, Birr

18 Bk. Muhammed Besyûnî, es-Seyyide Fâtımatü’z-Zehrâ, s. 37.

19 Buhari, Talak, 11; Müslim, İman, 201

20 Müslim, İman, 211; Ebu Yala, Müsned, No: 4128; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, I, 33

21 İbrahim Fasih, Halidiyye Risalesi, 18-22

22 Can Kulağını Aç Hz. Mevlana’dan Özlü Sözler, Adem Sertel, s.243

23 Hucurat suresi ayet-2, 5

24 Buhari, itisam, 2; Müslim, Hacc, 411; Tirmizi, İlim, 17; Nesai, Hacc, 1; İbnu Mace, Mukaddime, 1.

25 Şarani, Letaifü’l-Minen, I, 218.

26 Hal Dili, A.Suat Demirtaş, Şa’rânî,Tenbîhü’l-Muğterrîn, s.40

27 İmam Rabbani, Mektubat, 142. Mektup.

28 Ebu Yala, Müsned, VI, No:3369; Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, I, 34; el-Makâsıdu’l-A’lâ , I, No:28 buyurdu.

29 Kuşeyri, Risale, II,675,679;Şarani, Tabakatu’l-Kübra, II,7;el-Envaru’l-Kudsiyye, II, 20

30 Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni’nin Hayatı, 29.

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun."1

\"Ey iman edenler! Allah\“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah...

\"Ey iman edenler! Allah\Ey iman edenler! Allah’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslüman olarak ölün.”

\"Ey iman edenler! Allah\Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin”

\"Ey iman edenler! Allah\Allah’a ve Resûlü’ne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili...

\"Ey iman edenler! Allah\Allah’a ve Resûlü’ne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili...

\"Ey iman edenler! Allah\İslam perspektifinde insani kemallerin ve ahlaki erdemlerin elde...

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi (cehennem) ateşinden koruyun....

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi (cehennem) ateşinden koruyun....


Tıp




© 2000-2018
kişileri
t.ogren-sen.com