"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun."1


sayfa1/3
t.ogren-sen.com > Tıp > Evraklar
  1   2   3


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيم

أَجْمَعِينَ وَصَحْبِهِ وَآلِهِ مُحَمَّدٍ سَيِّدِناَ عَلىَ وَالسَّلاَمُ وَالصَّلاَةُ الْعَالَمِينَ رَبِّ لِلهِ اَلْحَمْدُ
MÜRŞİD ZİYARETİ ve EDEPLERİ
Allah Teâlâ ayet-i celile de şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun."1
Arifler demişlerdir ki: Allah Teâlâ bir kulu sevince, onu bir sevdiğine sevk eder; dostlarını kendisine yoldaş eder.
Yolcularını Allah’a götüren bir tek yol vardır; o da Hz. Rasulullah’ın (sallallâhü aleyhi ve sellem) başında bulunduğu “Edeb Yolu“dur.
Onun için Arifler: “Bu yola edeble girilir, edeple gidilir. Hedefteki her şeye edeple erilir. Edebi olmayan kimse yolda kalır.” demişlerdir.
Edeb, her şeyi gereğince ve yerince yapmaktır. Bunun yolu da, bütün fikir ve fiillerde edeb peygamberi, peygamberlerin serveri Hz. Rasülullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimize uymaktır.
Mürşidi Kâmilin kapısı dost kapısıdır; dikkat edelim, dostlar sevgi ve edeb bekler. Sevgisi safi olmayanlar ya yolda kalır, ya gerisin geriye döner.
Edebine göre yapılmayan şeyler, ne kadar çok olursa olsun fayda sağlamaz; karı zararını kapatmaz. İnsan bir işin usulüne göre gitmez ise, o işte ömrünü verse hayırlı bir sonuç alamaz. Başta yapılan hata, arada tevbe edilip düzeltilmez ise, sonuçta pişmanlık ve hayıflanma getirir.
Her şeyden önce Kamil bir mürşidi ziyaret etmek, büyük bir sevap ve yolda ilerletici bir vasıtadır. Çünkü mürşid, peygamber varisidir. Bu ziyaretten maksat, Allah rızasına ulaşmak, kötülükten kaçmak, hasta kalbe ilaç perişan gönle bir dost aramak, kısaca manevi bir hicret yapmaktır.
Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Fitneler etrafı sardığı bir zamanda ibadete yönelen kimse, sanki bana hicret etmiş gibidir ” 2 buyuruyor.
Kamil bir mürşide giden kimse, fitneden kaçıp hak yolundaki cemaate koşmakta, isyandan kaçıp takvaya sarılmaktadır. Bu, Allah ve Resûlü için yapılmış bir hicret çeşididir. Bu hicretin sonu Allah rızasıdır.
Seyyid Muhammed Raşid (k.s) hazretleri: ‘’Allah dostluğu nedir iyi bilenler, bu yolun ne kadar faydalı olduğunu çok iyi bilirler‘’ buyurmuştur.
Kâmil mürşid yeryüzünde en şerefli, en kıymetli, en gerekli ve en zor işi üstlenmiştir. O aynı zamanda en büyük bir emaneti taşımaktadır. Çünkü kâmil mürşid Hz Peygamber’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) varisi olarak takva imamlığını ve insanları terbiye işini yürütmektedir.
Mürşide gitmenin en önemli hedefi, bu iman ve irfan kervanına katılıp imanımızı muhafaza etmektir
Büyük veli İmam Kuşeyri (k.s), mürşidin gerekliliği hakkında şöyle diyor: “Hakkı arayan kimse, bulunduğu yerde kendisini irşat edecek bir kimse bulamadığı zaman, irşatla görevli zamanının mürşidine gitmeli, onun bulunduğu yere hicret etmeli; yanında kalmalı, terbiye olup kendisine izin verilene kadar kapsından ayrılmamalıdır.” 3
Takva yolunda imam olan bir arifi sevmek ve desteklemek imanın bir parçasıdır. Şu hadis-i şerifteki müjdeye bakınız: “Kim Allah yolundaki bir imamı desteklemek ve yüceltmek için yanına giderse, o kimse Allah’ın himayesinde olur; bu uğurda göreceği her sıkıntının sevabını Allah verir.” 4
Gavs-ı Bilvânisî Seyyid Abdülhakim el Hüseyn-î (k.s.) hazretleri ise şöyle buyurmuştur: ‘’Bir insan düzgün bir (nafile) ibadetle elli yılda alacağını, mürşidin elini tuttuğu zaman alır.‘’
Allah dostlarına huzuruna girip kalbi ilahi muhabbetle dolan bir kimsede günahlardan şiddetle kaçınma duygusu ve ibadetleri tatlılıkla yapma arzusu oluşur. Bu büyüklerin meclisine katılan insanın ruhu sevinir, kalbi rahatlar, gönlü huzurla dolar. İnsan Rabbül âlemine kulluk yapmanın sevincini yaşar. İşte bu, Yüce Sadatların elinden tutmanın bereketiyle Allah Teâlâ’nın kuluna ikram ettiği bir hâldir. Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimize varis olan bu Allah dostlarının eli, Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimizin elini temsil etmektedir. Onlara tutunan kimse hiç kopmayan nurlu bir halkaya tutunmuş olmaktadır.
Şah-ı Nakşibend (k.s) bu manada şöyle buyurmuştur: "Bizim yolumuz urvetü'l-vüskâdır." 5
Kâmil mürşidlerin sadece duasını almak için değil, onlarda bulunan güzel ahlakı almak için yanlarına gitmelidir. Hak yolcusu mürşidinde gördüğü edeb, zikir, taat, tevazu, hürmet, nezaket, insan sevgisi, sabır, kusurları örtmek ve affetmek, yumuşaklık, ikram ve hizmet ahlakından az da olsa almalıdır. Susuz bir kimsenin tatlı bir su kenarına varıp hiç su almadan geri dönmesi ne kadar acıdır.
Veli, kendisini öveni değil, izinden gideni sever. Kendisine verilmiş olan ilahi nur ve edebin herkes tarafından paylaşılmasını ister. Allah dostları talebelerinden hediye değil, Allah’tan hayâ ve O’na dostluk yapmalarını bekler.
Evliyanın ahlakından bir pay sahibi olmadan onların gerçek tadını alamayız. Mesleğimiz ne olursa olsun, makam olarak hangi hâlde olursak olalım, onlara kalbimizi açmalıyız. Bu büyük velilerle beraber olan kimseye onlardan muhakkak bir güzel hâl bulaşır. Bu güzel hâller, sevgi ve samimiyete göre değişir. Onlarla bulunmaya sabreden kimse, kesinlikle bunun bereketini görür. Bunun için samimiyet, sabır ve mürşidin sohbetine devam gerekir. Bu konuda Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
Salih insanlarla beraber bulunan kimse güzel koku satanla beraber olan kimseye benzer. Güzel koku satan kimse kokusundan ona ikram eder. O hiç bir koku almasa bile, onun yanında durduğu sürece ondaki güzel kokuyu teneffüs eder ve koku üzerine siner. Kötülerle bulunmak da körükçü dükkânında oturmak gibidir. Orada bulunan kimse elini hiç kömüre bulaştırmasa bile, oradaki pis havadan bir parça üzerine siner.“ 6
Bu, ilahi bir kanundur, hep böyle cerayan eder. Önceki insanlar, kendilerine edep öğretecek ve kalplerini Allah’a çevirecek bir mürşid bulmak için memleket memleket dolaşırlardı. Kalblerinin ilacını bulana kadar manevi doktor ararlardı. Ehlini bulunca da, Allah’a şükreder, sadakatle onun sohbetine girer, elinden tutar, emir ve tavsiyelerine uygun hareket ederlerdi.
Osman Bedreddin Erzurumî (k.s.) hazretleri şöyle buyurmuştur: ‘’Allah dostlarının yanına gidip gelmemek, ötede beride boş şeylerle ömrü geçirmek, kulun Cenâb-ı Hak’tan kopmasının bir alameti olduğu gibi bu hal, Cenâb-ı Hakk’ın da kulundan uzaklaştığının belirtisidir.’’ 7
Menkıbe
Abdurrahman Câmi Hazretleri (k.s) “Nefahatül Üns” mukaddimesinde şöyle buyurmuştur:

- Evladım! Ben sana bu “Nefahatül Üns” içinde pek çok velinin kemalat ve faziletini anlatıyorum. Sen bunları okuyunca şöyle düşünebilirsin:

“Ben bunlar gibi olamam!” Hatta:

“Bunca yıldır, tekkeye giderim; ne elde ettim?” diyebilirsin. Ben sana şunu söylemeye çalışıyorum:

Sen ulu zatlar gibi elbette olamazsın. O azizleri tanıdıktan sonra kendine değer biçemezsin. Ancak gurur ve kibirden kurtulabilir, günahlarına gözyaşı dökersin. Bu da sana yeter, güzel insan olmana ve cehennemden uzaklaşmana sebep olur, daha ne istiyorsun? 8
Dr. Ahmed Çağıl şöyle buyuruyor: "Bu yoldan fayda görmek istiyorsak mürşid ziyaretini terk etmeyelim. Bu bizim için biraz meşakkatlidir, ama sonuç iyidir. Ailenizi, çocuklarınızı da bu ziyaretten mahrum etmeyin; özellikle çocuklar günahları olmadığı için çabuk fayda görürler."
Ebu Osman el-Mağribî (k.s) ise: "Büyüklerin yanında ve evliyadan sadat-ı kiramın meclisindeki edep, sahibini yüksek derecelere, dünya ve ahirette pek çok hayırlara ulaştırır’’ 9 buyurmuştur.
Gavs-ı Sânî (k.s) hazretleri ise bir sohbetlerinde şöyle buyurmuştur: ‘’Bir sofi muhabbet ehli olmasa dahi edeb ve adaba riayet ederse sadatlar onu bırakmaz.’’
Mürşidin Huzurundaki Edebler
Her mü’min önce, ziyaret için gittiği mürşid-i kâmili, Allah ve Rasülü’nün bir emaneti olarak görmeli, Ona karşı yapacağı hürmetin, aslında Allah ve Rasülüne yapılan bir hürmet çeşidi olduğunu bilmelidir
Herkes, kalbindeki Allah ve Peygamber aşkını, kendisindeki edeb ve hürmet anlayışını, velilere karşı tavrıyla ölçebilir. Bir insan, kendi zamanında yaşayan kâmil mürşidlere ve Rabbani âlimlere ne derece hürmet ve edeb gösterebiliyorsa, onun asrısaadette yaşasaydı Hz. Peygamber’e karşı yapabileceği hürmette o kadar olurdu. Bu bir ölçüdür.

Menkıbe
Abdulkays kabilesinden bir gurup insan Hz. Rasûlullah'ı (sallallâhü aleyhi ve sellem) ziyarete geldiler.
Başlarında reis olarak Münzir el-Esec (r.a) bulunuyordu. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) bir gün evvel onların geleceğini ashabına haber vermiş ve kendilerini hayırla anmıştı.
Kafile Medine'ye gelince, yolcular hızlıca bineklerinden inip hemen Mescid-i Nebevi'ye koştular.
Rasûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz oturuyordu; geldiler elini ve ayaklarını öptüler. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) hepsine merhaba etti; hatırlarını sordu.
Kafile başkanı Münzir el-Esec (r.a) ise kafilenin yanında idi. Yükleri yerleştirdi, hayvanları bağladı. Acele etmedi. Önce kafileye tahsis edilen konaklama yerinde bir gusül abdesti aldı. Elbise koyduğu sandığı açtı; içinden temiz ve beyaz elbiselerini çıkarıp giyindi. Sonra mescide girdi, iki rekât namaz kıldı, dua etti. Dua'dan sonra kalkıp huşû, edep ve sükûnet içinde Hz. Rasûlullah'a doğru yürüdü.
Allah Rasûlü (sallallâhü aleyhi ve sellem) bir tarafına yaslanmış ve ayağının birisini dikmiş bir şekilde oturuyordu. Onun bu edeb ye huşû içinde geldiğini görünce oturduğu yerde doğruldu ve ayağını topladı “Buraya gel ey Esec!" diyerek yanına çağırdı, sağ tarafına oturttu, merhaba etti ve kendisine iltifatta bulundu.
Bu davranışı ile onun diğerlerinden daha faziletli olduğunu gösterdi. Münzir el-Esec (r.a), Allah Rasûlü'nün elini tuttu ve Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Ey Münzir, sende Allah ve Rasûlünün sevdiği iki haslet var. Onlar, hilim ve sükûnetle hareket etmektir.” buyurdu.
Münzir (r.a): 'Ya Rasûlallah! O hasletleri ben mi kazandım, yoksa fıtratıma Allah mı koydu?' diye sorunca,
Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Onları senin fıtratına Allah koydu.” buyurdu.
Bunun üzerine Münzir (r.a): “Allah ve Rasûlünün sevdiği iki hasleti benim fıtratıma koyan Allah'a hamdolsun.” dedi.'
Bu hadise, yüksek makamlara karşı nasıl muamele edileceğini çok güzel ve yeterli bir şekilde bizlere gösteriyor. Şimdi, biz de bu hadiseler ışığında, Peygamber varisi bir mürşid-i kâmili ziyaret ederken, dikkat edeceğimiz edepleri kısaca zikredeceğiz.
Herkesin terbiye seviyesi edebiyle anlaşılır. Özellikle kalbi Allah Teâlâ’nın nazar yeri ve manevi Kâbe hükmünde olan kâmil mürşidi ziyaret anında edebe çok dikkat etmelidir. Bu şerefli makamda ve yüksek huzurda gerekli edepleri iyi bilmeliyiz.

 

Abdestli Olmak ve Temiz Giyinmek

 

Kâmil insanı ziyaret ederken, taşıdıklar ilahi şerefe hürmeten abdest almak gereklidir. Mümkünse gusül abdesti almalıdır. Bir mürşidin eli zaruret anında abdestsiz olarak öpülebilir, Yoksa abdest için imkân ve zaman varken lakayt bir şekilde mürşidin elini öpüp geçmek edebe uygun değildir. İhmale dayanan bütün davranışlar müridi ve talebeyi zarara sokar. Edebi hafife almak kalbi dağıtır, faydayı azaltır, feyzi keser. Hâlbuki muhabbet gevşeklik değil, edep ister. Edep zillet değil, izzettir.

 

Bu yolun büyükleri, mürşid ve üstatlarını ziyaret anındaki edeplere çok dikkat ederlerdi. Onları büyük eden de zaten bu edepleriydi.

 

Ebu Ali ed-Dakkak (r.ah.) şöyle demiştir: “Ben, mürşidim Nasrabâdî’nin huzuruna her girdiğimde muhakkak bir gusül abdesti alırdım.’’ 10

  

Mürşidin huzuruna temiz bir kıyafetle çıkmalıdır. Zira Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurur: “Allah Teâlâ temizdir; ancak temiz olanları kabul eder.” 11 ve “Allah güzeldir; güzelliği sever.” 12

 

Kirli, paslı, yırtık, dağınık bir kıyafet ile mürşid huzuruna çıkmak edebe uygun değildir. Giyilen elbise eski olabilir, fakat kirli ve pis kokulu olmamalıdır. Mümkünse beyaz elbise tercih edilmelidir. Kaba desenli ve karışık renkli elbiselerden sakınmalıdır. Vücut, saç ve sakal temizliğine özen göstermelidir. Varsa hafif ve güzel koku sürünmelidir. Ağızda soğan, sarımsak ve sigara kokusu gibi kullanmayanları rahatsız edici kokular bulunmamalıdır. Bu tür kokusu rahatsız edici maddeleri kullananlar, ibadet ve ziyaret sırsında ağızlarını temizlemeli, mürşidini ve müminleri rahatsız etmemelidir. Sofi sadeliği sevmeli, içini de dışı gibi temiz, sade ve düzenli yapmalıdır.

 

Sadat-ı Kiram, müridlerin dışından çok içlerinin ve kalblerinin temiz olmasını isterler. Kalbi kin, haset, gösteriş, kendini beğenme, aşırı dünya muhabbeti ile kirlenmiş kimselerin, dış giysilerini tertemiz etmesini ve görüntü ile yetinmesini ihlâs ve mertliğe uygun görmezler. 
Ayağa Kalkmak ve El Öpmek

 

“Ashab-ı Kiram yaş ve faziletçe büyük olanların elini öpmeyi sünnet olarak görüyorlardı.” 13 Anne-babaya, âlime, mürşide, salih insanlara ve adil idarecilere hürmet edip ayağa kalkmak müstehaptır.14

 

Özellikle kâmil mürşide son derece hürmet göstermelidir. Aslında hürmet edilen şahıs değil ondaki takvadır.

Kâmil mürşid, her yönden hürmet ve saygıya layıktır. Çünkü o takvaya ulaşmış bir Allah dostudur ve edep yolunda bir imamdır. Ayrıca müridin terbiyesini üstlenmiş manevi bir babadır. O aynı zamanda helali haramı öğreten bir âlimdir. Gece gündüz Allah Teâlâ’ya ihlâsla kulluk eden bir salih insandır. Allah sevgisinde kaybolmuş bir Hakk adamıdır. Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimizin varisidir.

 

Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimizin büyüklere karşı tavrımızı şöyle belirlemiştir: “Büyüğümüzü (hürmetle) yüceltmeyen, küçüğümüze merhamet göstermeyen, âlimimizin hakkını bilmeyen bizden değildir.”15

Mürşid içeri girince veya yanımıza gelince ayağa kalkılır. Elini öpmek için durum uygunsa bir izdiham yapmadan edeple yanına yaklaşılır. Oturuyorsa diz çökerek, ayakta ise hafifçe boyun bükerek eli nezaket ve sükûnetle bir defa öpülür. Mürşid ziyaret edilirken veya kendisiyle konuşulurken, edeb ve heybetten dolayı karşısında hafifçe boyun eğilse de, beli kırıp iki büklüm olmaya gerek yoktur. Hele ayağa kapanmak, etek öpmek, cübbeye asılmak, mürşidi yüzüne karşı övmeye kalkmak, yağcılık yapmak gibi hareketlerden kesinlikle sakınmak gerekir. Kâmil mürşidin derdi müridlerine el öptürmek değil edep öğretmektir. Eğer insandaki kibri ve benliği yok etmek için edepten daha güzel bir şey olsaydı, mürşidler muhakkak onu tercih ederlerdi.

  

Menkıbe
Bir gün İmâm-ı Âzam (r.ah) hocası İmam Cafer-i Sadık (r.a) hazretlerinden ilim ve hadis dinlemeye gelmişti. Hocası elinde bir asa ile çıkageldi. İmâm-ı Âzam (r.ah),
Ey Resûllah’ın (s.a.v) evladı, siz henüz asaya ihtiyaç duyacak bir yaşta değilsiniz, dedi. Cafer-i Sadık (r.a),
Evet dediğin gibidir, fakat bu elimdeki asâ Hz. Resûllah’ın (sallallâhü aleyhi ve sellem) asâsıdır; onu bereket için yanımda taşıyorum, dedi. İmâm-ı Âzam (r.ah), hemen ileri atılıp bastona sarıldı ve,
Ey Resûlla’ın (sallallâhü aleyhi ve sellem) evladı, müsaade buyurun, onu öpeyim, dedi. Cafer-i Sadık (r.a.) hemen kolunu açtı ve İmâm-ı Âzama (r.ah) göstererek,
Vallahi sen bilirsin ki bu ten Hz. Peygamber’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) hücrelerini taşıyan bir tendir ve şu gördüğün kıllarda onun kılındandır. Onu öpmüyorsun da asâyı mı öpmek istiyorsun, dedi. 16



Sükûnet ve Tevazu

 

Kâmil mürşidi ziyaret anında gereken en önemli edeplerden birisi de, sükûnet, sessizlik ve kalp uyanıklığıdır. Mürşidin bulunduğu meclise giren kimse, onun nazarları altına girmiş durumdadır. Bundan sonra var gücüyle edebe sarılıp mürşidin kalbindeki nur ve muhabbete yönelmelidir. Mürşidin huzurundaki bu mühim edepleri, Seyyid İbrahim Fasih (k.s), şöyle açıklamaktadır:

 

“İlahi feyzin gelişi, mürşidin huzurundaki edepleri korumaya bağlıdır. Bu edepler zahiri ve batıni olmak üzere iki kısımdır. Zahiri edep, müridin vücut azaları ile koruyacağı edeplerdir. Bu edepler şunlardır:

 

Mürid, mürşidinin huzurunda otururken devamlı onun yüzüne bakmamalıdır. Boynunu bükerek oturmalıdır.

 

Mürid, mürşidin izni olmadan oturmamalı, müsaade edilmeden konuşmaya, kendiliğinden soru sormaya başlamamalıdır. Ancak hatme sırasında içeri giren kime izin almadan oturur.

 

Mürşidin huzurunda başkalarına iltifat etmemeli, konuşmayı gerektirecek bir zaruret yokken yanındakilerle konuşmaya, hâl-hatır sormaya yönelmemelidir. Mürşidin bulunduğu belde de başka birileri ile ilgilenmek, onlara teveccüh etmek, yakınlık sağlamaya çalışmak veya fotoğraf çektirme gayretinde olmak gaflettir. Bu durum her iki tarafında mürşit ziyaretinden gelecek istifadesini azaltır. Hatta istifadeyi yok eder. Mürşidin yanındaki kimseler, ileri seviyedeki kimseler olsa bile, rağbetini sadece mürşide yöneltmelidir. Mürşidin huzurunda bulunurken dikkat edilecek batınî edeplerin en önemlileri şunlardır:

 

Mürid, mürşidinin huzurunda bulunurken kalbinde yersiz düşünceler ve vesveseler olmamalı, gelirse onlara iltifat etmemelidir. Mürşidini imtihan etme, içinden ona karşı gelme ve itiraz etme gibi düşünceler taşımamalıdır. Bunlar onun mürşidin kalbinden ve gözünden düşmesine sebep olur. Böylece mürşidin teveccüh ve sevgisinden mahrum kalır. Allah’ın veli kullarının nefretini çekecek şeylerden şiddetle sakınmalıdır. Allah Teâlâ’nın nazar mahalli olan bir gönülden düşmek, gökyüzünden yere düşmekten daha tehlikelidir, denmiştir.

 

Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz, nefis ve şeytandan kaynaklanan kötü düşüncelerin konuşulmadığı ve onlarla amel edilmediği müddetçe affedildiğini müjdelemiştir. 17

 

Ashaptan bazıları Allah Resûlüne (sallallâhü aleyhi ve sellem) gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü! İçimize öyle kötü düşünceler geliyor ki, gökten düşüp parçalanmak onları söylemekten daha iyidir; bunun sebebi nedir? diye sordular, Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Bu kalbinizdeki imandan kaynaklanıyor” 18 buyurdu.
Mürid kendi eksikliğinden dolayı mürşidinden bizzat feyiz alamasa da, güzel zannını bozmamalı, itikadını güzel tutmalı, kusurun kendinden kaynaklandığını bilmeli ve sabırla beklemelidir. Bu kadarı bile yeterlidir. 19

 

Hz. Mevlana (k.s) şöyle buyurmuş: ‘’Kâmil mürşidle beraber olunca kötülüklerden uzaksın… gece gündüz gitmektesin; gemidesin. Canlar bağışlayan cana sığınmışsın, gemiye girmiş, uyuyorsun; öyle olduğu halde yol almaktasın!’’ 20
  1   2   3

sosyal ağlarda paylaşma



Benzer:

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1

\"Ey iman edenler! Allah\“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah...

\"Ey iman edenler! Allah\Ey iman edenler! Allah’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslüman olarak ölün.”

\"Ey iman edenler! Allah\Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin”

\"Ey iman edenler! Allah\Allah’a ve Resûlü’ne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili...

\"Ey iman edenler! Allah\Allah’a ve Resûlü’ne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili...

\"Ey iman edenler! Allah\İslam perspektifinde insani kemallerin ve ahlaki erdemlerin elde...

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi (cehennem) ateşinden koruyun....

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi (cehennem) ateşinden koruyun....


Tıp




© 2000-2018
kişileri
t.ogren-sen.com