"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun."1


sayfa2/3
t.ogren-sen.com > Tıp > Evraklar
1   2   3

Kalbiyle Mürşide Yönelmek

 

Mürid, kendisini ölümcül bir hastalığa yakalanmış kabul etmeli ve ilacının mürşidinde olduğunu bilmelidir. Öyle olunca bütün kalp ve ümidiyle yönelmesi gereken tek makam mürşidi olacaktır. Çünkü takdir edilen şifa müride onun vasıtasıyla gelecektir. Gönlünü bir noktada toplayamayan kimse gerçek manada hiçbir mürşidden istifade edemez

 

Menkıbe

Merhum Seyyid Muhammed Raşid (k.s) hazretleri, bir sohbetlerinde kalbi kendi mürşidinde toplamakla ilgili şu olayı nakletmişti:

Gavs-i Hizanî Hz.leri (k.s) bir sofisini yanına alarak mürşidi Seyyid Taha’nın (k.s) ziyaretine gittiler. O zaman Seyyid Taha (k.s) hayatta idi. Hakkâri’nin Nehri köyünde ikamet ediyordu. Köye yaklaştıklarında, o gün Seyyid Taha’nın (k.s) teveccüh yapacağını öğrendiler. Gavs-i Hizani (k.s) buna çok sevindi. Seyyid Taha gibi bir zatın teveccühüne gireceğiz ne mutlu bize dedi ve yanındaki sofiye teveccühle ilgili bilgiler verdi, nasıl hareket edileceğini anlattı, peşinden de:

“Sabah bir şey yiyip içme, çünkü teveccühe aç karınla girilir.” dedi. Köye vardılar. Herkes teveccüh için hazırlık yapmaya başlamıştı. Gavs-i Hizani’nin sofisi ise heybesinden bir şeyler çıkarıp yemeye başladı. Bunu gören Gavs-i Hizani (k.s) sofisine:

“Ben sana teveccühe girerken bir şey yenmeyecek demedim mi, sen ne yapıyorsun, sanki inadına yiyorsun!” deyince, sofi:

“Kurban siz teveccühe girenler bir şey yemezler buyurdunuz. Ben teveccühe girmeyeceğim ki bir şey yemeyeyim. Seyyid Taha Hz.leri sizin şeyhinizdir, siz onun teveccühüne girebilirsiniz. Benim şeyhim ise sizsiniz, ben ancak sizin teveccühünüze girerim!” diye cevap verdi. Gavs-i Hizani (k.s) sofisinin bu edep ve ince anlayışından çok memnun kaldı. Daha sonra ben, bu sofisinin isminin Ali Can olduğunu öğrendim.”

 

Büyük veli İmam Sühreverdi (k.s), mürşid huzurundaki en kazançlı işi şöyle tarif ediyor: “Mürid, mürşidinin huzurunda ona nazar ederek ondaki nûraniyet içinde kaybolmaya çalışmalı ve Cenab-ı Hakk’ın ona ikram ettiği ilahi ihsanlara gönlünü açmalıdır. Bu onun için her şeyden daha kazançlıdır.“ 21

 

Şu ayet-i kerime, her mümine, âlim ve salihlerin meclisinde nasıl hareket edeceklerini öğretmektedir: “Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinden yüksek çıkarmayın. Onu, birbirinizi çağırır gibi çağırmayın; yoksa hiç haberiniz olmadan hayır amelleriniz boşa gider. Şayet onlar, sen yanlarına çıkana kadar sabretselerdi, kendileri için daha hayırlı olurdu.“ 22

 

Arifler bu ayetden müridin dikkat edeceği pek çok edep ortaya çıkarmışlardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

 

Mürid, mürşidi konuşurken ve yürürken izinsiz veya emirsiz önüne geçmemelidir. Mürid, mürşidinden izinsiz veya işaretsiz söze başlamamalı, mürşidinin tavrına dikkat etmeli, onu konuşmaya zorlamamalıdır. Mürid, dini ve dünyası ile ilgili ciddi bir iş yaparken mürşidine danışmalıdır. Mürşidle bir konuyu istişare ettikten sonra onun açıkça yapılmasını istediği şeyleri yerine getirmelidir. Çok soru sormanın çok yük getireceğini unutmamalıdır.

 

Mürşide gerekli gereksiz sık sık soru sormak sakıncalıdır. Verilecek her cevap müridin istediği gibi olmayabilir. Bu durumda soru sorup da aksine gitme ve yanlış yapma tehlikesine girmemelidir. Çok soru sormak her zaman güzel sonuç vermez. Her sorunun bir cevap hakkı olduğu gibi, her cevabın da gereğini yapma görevi vardır. Mürşidine danıştıktan sonra onun verdiği emrin tersine gidenlerin yüzü gülmemiştir. Şu hadis-i şerifin uyarsına dikkat edilmelidir:

 

Ben sizi terk ettiğim (size bir şey söylemediğim) müddetçe beni kendi hâlime bırakınız. Size bir şey söylediğim zaman da onu yapınız. Sizden öncekiler ancak peygamberlerine çokça soru sorup verilen cevaba ters hareket etmeleri sebebiyle helak oldular.” 23 

Menkıbe
Gavs-ı Bilvanisi (k.s) hazretleri zamanında oğlunu evlendirecek bir baba vardı. Alacakları gelin hususunda, iki kız kardeşten hangisi olsun diye tereddüt etti. Oğlu, küçük kızı istiyordu.
Baba, Gavs-ı Bilvanisi (k.s) hazretlerine fikir danıştı.
Küçük kızı alın. Hem oğlun memnun kalır, hem de siz mutlu olursunuz” buyurdu.
Baba, “Ama efendim, büyük kızın şöyle meziyeti var” deyince
Gavs hazretleri, “Siz bilirsiniz” dedi. Onlar da bu sözü “İstediğinizi yapın” manasına aldılar. Büyük kıza talip oldular. Nikâh kıyıldı. Gelin eve geleceği gün öldü.! 24

Mürşidle konuşurken onun duyacağı kadar alçak bir sesle, hürmet ifade eden güzel kelimelerle az ve öz konuşmalıdır. Mürşide ismi ile değil, güzel bir sıfatı veya meşhur olduğu lakabı ile hitap etmelidir. Efendim, Kurban gibi...

 

Ziyaret veya istişare için en uygun vakit seçilmelidir. Mürşidin ziyaret ve istişare için belirlediği vakitlere dikkat etmelidir. Belirlenen vaktin haricinde kapısına yığılmaktan ve sık sık içeri haber göndermekten çekinmelidir.

 

Mürid, kendisine zuhur eden manevî halleri muhakkak mürşidine arz etmelidir. Büyükler: “Hâlini mürşidinden gizleyen kimse ona ihanet etmiş olur.” Demişlerdir. Bundan daha tehlikelisi, mürşidinden başkasına hâlini anlatıp ondan medet ummaktır. Şunu bilmek gerekir: Manevî terbiyede müride kendi mürşidinden başka kimseden fayda olmaz, hatta zarar olur.

 

Kendi Nefsiyle Meşgul Olmak

 

Şeytan müridi hak yolundan caydırmak ve kalbini kaydırmak için kâmil mürşidin zahirine baktırır, kendi nefsi ve hâliyle kıyas yaptırır ve peşinden de: “O da senin gibi bir insan, seni Allah’a o mu ulaştıracak?” şeklinde bir sürü vesvese verir. Bu tür düşünceler gerçek ilim ve irfanla aydınlanmayan gafil nefsin boş kuruntularıdır.

 

Terbiye olmanın ve ilerlemenin esası kendini kusurlu ve hasta görmektir. Benim kimseye ihtiyacım yok demek insanı olduğu noktada bırakır. Gerçek bir mürşidi bulana kadar akıl kullanılmalıdır. İrşat işinde âlim, arif ve ehil olmayan kimseden şiddetle kaçılmalıdır. Ancak irşat ve takvası, edeb ve hayâsı ile kâmil mürşid olduğu güneş gibi açık olan bir arife ulaştıktan sonra, aklı ona itiraz için değil, itaat için kullanmalıdır.

 

Mütehassıs bir doktorun elinde tedavi gören bir hasta, artık niçin ve nasılı bırakıp kendisine verilen ilacını içmeli, doktorun tavsiyelerine uymalıdır. Akıl bunu gerektirir. Arifler demişlerdir ki, kendini salih gören kimsenin salihleri ziyaret etmesinin pek faydası olmaz. 25
Kâmil Mürşidi Bulduğuna Sevinmek

 

Mürid, kâmil bir mürşid bulduğuna her şeyden çok sevinmelidir. İnsana dünya ve ahirette faydası olacak bir dostun nasip olması Allah Teâlâ’nın en büyük nimetlerinden birisidir. Allah için sevginin sonu Allah’ın rızasıdır. Ahirette, Allah için birbirini seven muttakilerin dışında herkes dünyada nefsi için dost ettiği kimselere düşman olur.

En çok hadis nakleden sahabi Ebû Hüreyre (r.a) Salih kimseleri sevmek, onların gönlüne girmek hususunda şunları söyler:

‘’Kıyamet gününde kul, Allah Teâlâ’nın huzuruna getirilir. Cenâb-ı Hak da ona ‘Benim için veli bir kulumu sevdin mi? Seni onun hatırına bağışlayayım’ diye sorar.
Bu nedenle Salih zatları seviniz, onların desteklerini alınız. Zira kıyamet gününde devlet onlarındır‘’ 26

Mirza Mahzar Cân-ı Cânan (k.s) hazretleri ‘’Bütün feyzlere, bütün nimetlere üstadıma olan sevgim sebebiyle kavuştum’’ 27 buyuruyor.

İmam Rabbanî (k.s) hazretlerileri demiştir ki: ”Allah dostlarını sevmeyi Cenab-ı Hakk’ın en büyük nimetlerinden birisi saymalıdır. Cenab-ı Hakk’tan bu sevgide samimi olmayı istemelidir. Bu büyüklere bağlılık sebebiyle hâsıl olan az bir şey de çok kabul edilmelidir. Zira o, az değildir.” 28

 

Bazen müridin güzel hâli değişir, muhabbeti azalır, feyzi kesilir, amele karşı şevki azalır. Bu durumda sabırla amele ve yola devam etmelidir. Bu hâl münafıklık değildir, belki manevi zayıflıktır. Benzer durumlar Ashab-ı Kiramda da oluyordu.
Menkıbe
Bir defasında ashaptan bazıları Rasulullah Efendimize (sallallâhü aleyhi ve sellem) gelerek:

 

Biz sizin huzurunuzda iken güzel bir hâlde oluyoruz, sizden ayrılınca farklı bir hâle giriyoruz.

 

Bu nasıl bir şeydir anlayamadık!” diye hâllerinden şikâyet ettiler. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem):

 

Siz bu hâller içinde Peygamberiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordu; onlar da:

 

Seni gizli ve açık her hâlimizde hak peygamber olarak kabul ediyoruz, bu konuda hiç bir şüphemiz yok.” dediler. Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Sizin başınıza gelen o hâl nifak değildir.”29 

Demek ki muhabbet Allah vergisidir. Kalplere dilediği gibi hükmeden Allah Teâlâ’dır. Müridin muhabbeti azalsa da mürşidine karşı itaat ve edebe devam etmelidir. Kâmil mürşidler müridlerinden samimiyet ve edebi yeterli görürler.

 

Mürşidden Keramet Beklememek

 

Bazı müridler, mürşidden keramet beklerler ve onun kâmil bir veli olduğunu ancak bu yolla anlayacaklarını düşünürler. Bu yanlış bir beklentidir. Keramet beklentisi daha çok aklı ve iradesi zayıf insanların işidir. Teslim ve tabi olmak için keramet şart değildir. Mürşidde görülen takva, istikamet, edep ve ilahi cezbe, aklı olanı cezbetmeye yeterlidir. Bir insanın kalbinin dünyadan çekilip Allah Teâlâ’ya yönelmesinden, eşyayı bırakıp Mevla’yı sevmesinden ve kötü bir huyunu terk etmesinden daha büyük bir keramet yoktur.30 

Elbette velilerde keramet vardır. Keramete inanmak haktır. Ancak, bir veliyi göstereceği kerameti ile değerlendirmek yanlıştır.
Menkıbe
Nakşibendî yolunun ulu velilerinden Hace Ubeydullah Ahrar (k.s) anlatıyor:

 

“Semerkant’ta beni müthiş bir göz ağrısı tuttu ve kırk gün devam etti. O sırada içime Hace Alâeddin Gücdevani’yi görmek arzusu düştü. Kendisinin büyüklüğünü ve üstün vasıflarını duymuş fakat saadetli yüzünü hiç görmemiştim. Bir gün Buhara’ya gittim ve yolumun üstündeki bir mescide girdim. Mescidin bir köşesinde nur yüzlü bir ihtiyar oturuyordu. Gönlüm bu ihtiyara kapıldı. Huzuruna vardım, üç gün sohbetine katıldım. Üçüncü gün bana bakıp:

 

Kaç gündür gelip sohbetimize katılıyorsun, isteğin nedir? Eğer, bu adam şeyhtir kerametini göreyim diye geliyorsan bizde öyle şey arama! Eğer sohbetimizi beğendin de kendinde bir değişiklik hissediyorsan, sana ve bana mübarek olsun. Peşine düşülecek nimet budur.” buyurdu. Bir de anladım ki bu zat, hayali ile yanıp tutuştuğum Hace Alâeddin Gücdevani (k.s) hazretleri imiş. Bunu öğrenince öyle sevindim ki, kırk gündür ağrıyan gözlerimin acısı bir anda kesiliverdi. 31

 

Mürşidden Bir Misafir Gibi İltifat Beklememek

 

Mürşide gidenlerin bir beklentisi de özel iltifat görmek, mürşidle sohbet ve muhabbet etmek, hususi meclisine girmek ve nazarları altında bol bol feyiz almak düşüncesidir. Bu arzu güzeldir, ancak iş müridin düşündüğü ve beklediği gibi olmayabilir. Her iltifat hayra alamet değildir. Bir kere, kâmil velinin gerçek iltifatına mazhar olmak ve bu iltifatın hakkını korumak kolay değildir. Hiç terlemeden, yolun zahmetini çekmeden, dost için gözyaşı dökmeden karşılık beklemek hak değildir. Arifler, çilesiz sevgi tatlı olmaz demişlerdir.

Büyük veli Seyyid İbrahim Fasih Nakşibendî (k.s) bu hususa şöyle dikkat çekmiştir:

“Mürid, mürşidinin kendisine karşı yönelmesine ve iltifat etmesine aldanmamalı, hatta içinden bu özel muamelenin sona ermesini arzulamalıdır. Yani mürid mürşidinden saygı ve hürmet beklememelidir. Çünkü mürşidin müridine karşı saygılı bir tavır takınması aslında helak edici bir durumun habercisi olabilir. Zira mürşidin müride böyle davranması bazan onun sadık olmadığını bilmesinden ileri gelebilir ama bu durum her zaman böyle değildir. Müridin kendi hakkında böyle düşünmesi mürid için daha faydalıdır. Başkaları için böyle iltifat edildiğini görürse bu iltifatı o kişinin hak ettiğini düşünmesi gereklidir. Bir mürşid, bazen müride sert davranıyor ve onun nefsini küçültecek davranışlara giriyorsa bu mürid için bir rahmettir. Çünkü mürşid onu gerçekten terbiyesine almıştır ve kendisiyle ilgilenmektedir. Öyleyse mürid bu duruma sabretmelidir. Herkes ayrı bir imtihan içinde olduğunu unutmasın. 32

 

Gavsu’l-Azam Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni (k.s) hazretleri bir sohbetinde şunları anlatmıştır:

 

“Biz Hazne’de bulunduğumuz sürece Şah-ı Hazne bize hiç iltifat etmezdi. Yanında bir ay kaldığım zaman bile ancak bir kaç kelam ederdi. Ben bu hâle çok üzülürdüm. Bir gün yine bu düşünce ile mahzun bir hâldeydim. O sırada Şah-ı Hazne bize şu sohbeti yaptı: “Mürşidin zahirdeki iltifatına gönül bağlayan kimsenin maneviyatta nasibi azdır. Müridin teslimiyeti tam olarak gerçekleşip feyiz ve himmet alabilme kabiliyetine sahip olduğu zaman mürşid, o müride zahiren iltifat etmez.” 33

  

Mürid şunu iyi bilmelidir: Mürşidinin kendisine karşı göstermiş olduğu tavır müride ilaçtır. Mürşid, müridin manevi doktoru olması hasebiyle, onun tedavisini yapacak odur. Onun hangi hastalığına hangi ilacın lazım olduğunu en iyi o bilir ve ona uygun tedavi yapar. Mürid, mürşidi kendisine nasıl davranırsa davransın, nefsi için lazım olanın o olduğunu, hayrının onda bulunduğunu kesin olarak bilmelidir. Mürşid müridin keyfine göre davranırsa, nefsin hastalıkları nasıl tedavi olacaktır. Müridin mürşidinden ilgi, sevgi ve özel iltifat beklemesi bu yolda en büyük adapsızlıktır.

 

Mürşidin gönlüne girmenin ve kimseyle sıkışmadan onu ziyaret etmenin en güzel yolu, kalp yoludur.

Mürşid güneş gibidir; Allah Teâlâ’nın kendisine ikram ettiği nur, sevgi, feyiz ve rahmetle herkese yönelmiş durumdadır. Artık o ışıktan nasibini almak müride kalmaktadır. Bunun için mürid kalbini açmalı ve hasretle mürşidden gelecek ilahi nasibini beklemelidir.
Aslında her şey ilahi takdire bağlıdır. Kuluna dilediğini verecek olan Allah Teâlâ’dır. Mürşid ilahi taksimle belirlenen şeyleri yerine ulaştırmakla görevlidir. Mürid işin kader yönünü bilmekle sorumlu değildir. Ona gereken zahiri edeplere dikkat etmektir. Bir de maneviyat yolunda gayret ve himmetini yükseltmeli, aza kanaat etmemeli, Allah Teâlâ’dan daha fazla manevi ilim ve güzel ahlak istemelidir. Şu da unutulmasın ki Cenab-ı Hakk her şeyi bir ölçüyle vermekte, hikmetle yaratmaktadır.
Mürşid Ziyaretinden Dönüş Adabı
Bir mürid, mürşidini ziyarete gittiği zaman ondan izin almadan yanından ayrılmamalıdır. Gelmek irade ile fakat gitmek müsaade iledir. Bir arkadaş ve dostunu ziyarete gidince de bu edebe dikkat etmelidir. Bu konuda Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, kardeşini ziyaret edip yanında oturduğu zaman, ondan izin almadan kalkıp gitmesin.“ 34
Vakti müsait olup, tekkede uzun süre kalmaya niyetli olan kimseler kalmak için izin almalıdır. Hem amelden hem de hizmetten kaçan kimseler, tembelliği tercih ederek böyle yapıyorlarsa, hoş karşılanmazlar. Ziyareti uzun tutan kimseler, eğer bütün vakitlerini ibadet, ilim, zikir, hizmet ve hayırlı bir işle doldurabiliyor iseler, tekkede uzun süre kalmaktan zarar görmezler. Bir mekânın hakkı verilemez ise, oradan hemen ayrılmak gerekir. Ancak kendisine görev verilir ve ondan hizmet istenirse, kalmaya devam eder. Çünkü Allah için Allah dostlarına hizmet etmek, ibadettir.
Yolculuk yapan kimse konakladığı ve mola verdiği herhangi bir mekândan ayrılırken vakit uygunsa iki rekât namaz kılarak ayrılmalıdır. Bu namaz sünnettir. Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz, konaklamak için inmiş olduğu her yerden iki rekât namaz kılarak ayrılırdı.“ 35
Bu edebe Mekke-i Mükerreme’den ve Medine-i Münevvere’den ayrılırken de dikkat etmelidir.
Yoldan gelen kimsenin sıhhat ve afiyet içinde dönüş hakkı ve bir şükür olarak kardeşlerine bir şeyler ikram etmesi, dostlarına ziyafet çekmesi müstehaptır. Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem), Efendimiz Medine’ye geldiklerinde bir deve kurban etmiştir. 36
Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) yoldan geceleyin dönmeyi yasaklamış ve:
1   2   3

Benzer:

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadık kullarımla beraber olun."1

\"Ey iman edenler! Allah\“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah...

\"Ey iman edenler! Allah\Ey iman edenler! Allah’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslüman olarak ölün.”

\"Ey iman edenler! Allah\Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin”

\"Ey iman edenler! Allah\Allah’a ve Resûlü’ne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili...

\"Ey iman edenler! Allah\Allah’a ve Resûlü’ne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili...

\"Ey iman edenler! Allah\İslam perspektifinde insani kemallerin ve ahlaki erdemlerin elde...

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi (cehennem) ateşinden koruyun....

\"Ey iman edenler! Allah\"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi (cehennem) ateşinden koruyun....


Tıp




© 2000-2018
kişileri
t.ogren-sen.com